<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9" ?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" href="RSS_xslt_style.asp" version="1.0" ?>
<rss version="2.0" xmlns:WebWizForums="http://syndication.webwizguide.com/rss_namespace/">
 <channel>
  <title>K&#252;resel Is&#305;nma</title>
  <link>http://www.kureselisinma.org/</link>
  <description>XML içerik linki; K&#252;resel Is&#305;nma : Son 10 Gönderilenler</description>
  <pubDate>Thu, 11 Mar 2010 04:18:22 +0000</pubDate>
  <lastBuildDate>Tue, 02 Mar 2010 08:38:01 +0000</lastBuildDate>
  <docs>http://blogs.law.harvard.edu/tech/rss</docs>
  <generator>Web Wiz Forums 9.50</generator>
  <ttl>30</ttl>
  <WebWizForums:feedURL>www.kureselisinma.org/RSS_topic_feed.asp</WebWizForums:feedURL>
  <image>
   <title>K&#252;resel Is&#305;nma</title>
   <url>http://www.kureselisinma.org/forum_images/web_wiz_forums.png</url>
   <link>http://www.kureselisinma.org/</link>
  </image>
  <item>
   <title>D&#252;nyadan Haberler : Sintia Kasırgası</title>
   <link>http://www.kureselisinma.org/forum_posts.asp?TID=233&amp;PID=233#233</link>
   <description>
    <![CDATA[<strong>Yazar:</strong> <a href="http://www.kureselisinma.org/member_profile.asp?PF=1" rel="nofollow">admin</a><br /><strong>Konu:</strong> Sintia Kasırgası<br /><strong>Gönderim Zamanı:</strong> 02.Mart.2010 Saat 08:38<br /><br /><P><FONT color=#ff3300 size=3>"Sintia Kasırgası" 51'i Fransa'da olmak üzere 63 can aldı</FONT></P><P><img src="http://www.kureselisinma.org/uploads/1/fırtına.jpg" height="386" width="600" border="0" style="20HEIGHT:%20%20%20232px" />Almanya, Fransa, Belçika, Portekiz ve İspanya'da etkili olan Sintia nedeniyle kıta çapında hava, kara ve demiryolu ulaşımı olumsuz etkilenirken, 12 kişinin de kayıp olduğu açıklandı. Atlantik kıyılarında rüzgârın hızı saatte 150 kilometreye ulaşırken, sekiz metre yüksekliğindeki dalgalar kıyılara vurdu. Paris'te Eyfel Kulesi'nin tepesinde rüzgârın hızı 175 kilometre ölçüldü. Önceki gün Frankfurt Havalimanı'nda 250, Paris'teki Charles de- Gaulle Havalimanı'nda ise 100'e yakın uçuş iptal edildi. Fransız Hükümeti "ulusal felaket" ilan ederken zararın giderilmesi faaliyetleri için AB'den bölgesel bütçedeki fonları serbest bırakmasını talep etti. 59 kişinin yaralandığı kasırgada ölenlerin büyük çoğunluğunun sokaklarda sele kapıldığı öğrenildi. </P><P>DENİZ SULARI GÖTÜRDÜ</P><P>Uyarılara karşın marinalarda bazı kişilerin geceyi teknelerinde geçirdikleri açıklandı. Bu kişilerden 60 yaşındaki Robert Monne, teknesinin sanki okyanustaymış gibi sallanıp durduğunu söyledi. Bu arada şiddetli rüzgâr yüzünden devrilen ağaçlar da can kaybına yol açtı. İspanya'da yaşları 51 ve 41 olan iki kişi, otomobillerinin üzerine ağaç devrilmesi sonucu can verdi. 82 yaşındaki bir kadın da duvarın yıkılması sonucu öldü. Fransa'da 1 milyon ev elektriksiz kaldı. Ülkede can kaybının yaklaşık yarısı, kıyı kasabası L'Aigullion-sur-Mer'de meydana geldi. Kasabada okyanus sularının evlerin çatılarına kadar yükseldiği açıklandı. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy felaket bölgelerini dolaştı. Portekiz'de 10 yaşında bir çocuk ağaç dalının düşmesi sonucu öldü. Devrilen ağaçlar Belçika'da da 60'lı yaşlarda bir kişinin ölümüne yol açtı. Özellikle Belçika'nın güneyinde etkili olan kasırga, ulaşımı felç ettiği gibi, yüzlerce kaza meydana gelmesine, evlerin çatılarının ve dış cephelerinin hasar görmesine yol açtı. </P><P>ALMANYA'DA 9 ÖLÜ</P><P>Kasırga Almanya'da da 9 kişinin ölümüne neden oldu. Almanya'nın çeşitli kentlerinde bir kadın motosiklet sürücüsü, bir kadın koşucu, ormanlık alanda dolaşan bir adam ile otomobiliyle seyir halinde bir erkek üzerlerine ağaçların devrilmesi sonucu hayatlarını yitirdiler. Fırtınanın, Hessen eyaletinin Biblis kentinde oynayan 2 yaşındaki bir çocuğu Weschnitz Nehri'ne savurduğu, çocuğun boğularak öldüğü belirtildi. Tren seferlerinin iptal edilmesi nedeniyle demiryollarına tepki gösterildi.<BR></P><span style="font-size:10px"><br /><br />Düzenleyen admin - 02.Mart.2010 Saat 08:41</span>]]>
   </description>
   <pubDate>Tue, 02 Mar 2010 08:38:01 +0000</pubDate>
   <guid isPermaLink="true">http://www.kureselisinma.org/forum_posts.asp?TID=233&amp;PID=233#233</guid>
  </item> 
  <item>
   <title>&#199;evre Kirlili&#287;i : Doğayı evimiz Olarak Algılamak</title>
   <link>http://www.kureselisinma.org/forum_posts.asp?TID=230&amp;PID=232#232</link>
   <description>
    <![CDATA[<strong>Yazar:</strong> <a href="http://www.kureselisinma.org/member_profile.asp?PF=1" rel="nofollow">admin</a><br /><strong>Konu:</strong> Doğayı evimiz Olarak Algılamak<br /><strong>Gönderim Zamanı:</strong> 08.Ocak.2010 Saat 10:31<br /><br /><P align=left><FONT face=BookmanOldStyle><FONT size=3><strong>&nbsp;&nbsp; </strong></FONT><FONT face=BookmanOldStyle><FONT face=BookmanOldStyle><a href="http://www.ibrahimozdemir.com/Makaleler/K&#111;nfucyanizmvecevre2.pdf" target="_blank"><FONT size=3><strong><img src="http://www.kureselisinma.org/uploads/1/Çevre.png" height="128" width="128" border="0" /><FONT face=BookmanOldStyle>Do</FONT><FONT face=BookmanOldStyle>ğ</FONT><FONT face=BookmanOldStyle>ay</FONT><FONT face=BookmanOldStyle>ı </FONT><FONT face=BookmanOldStyle>&#8220;evimiz&#8221; Olarak Alg</FONT><FONT face=BookmanOldStyle>ı</FONT><FONT face=BookmanOldStyle>lamak: Neo-Konfüçyüsçülü</FONT><FONT face=BookmanOldStyle>ğ</FONT></strong></FONT></A><FONT face=BookmanOldStyle><a href="http://www.ibrahimozdemir.com/Makaleler/K&#111;nfucyanizmvecevre2.pdf" target="_blank"><FONT size=3><strong>ün Çevre Etigi</strong></FONT></A><FONT size=3><strong>&nbsp;</strong></FONT><a href="http://www.ibrahimozdemir.com/Makaleler/K&#111;nfucyanizmvecevre2.pdf" target="_blank"><FONT size=3><strong>Üzerine</strong></FONT></A></P></FONT><DIV>&nbsp;</DIV><DIV></DIV>&nbsp;&nbsp;&nbsp; </FONT></FONT></FONT><span style="font-size:10px"><br /><br />Düzenleyen admin - 08.Ocak.2010 Saat 10:37</span>]]>
   </description>
   <pubDate>Fri, 08 Jan 2010 10:31:04 +0000</pubDate>
   <guid isPermaLink="true">http://www.kureselisinma.org/forum_posts.asp?TID=230&amp;PID=232#232</guid>
  </item> 
  <item>
   <title>Global warming : The Development of Environmental Consciousness</title>
   <link>http://www.kureselisinma.org/forum_posts.asp?TID=229&amp;PID=231#231</link>
   <description>
    <![CDATA[<strong>Yazar:</strong> <a href="http://www.kureselisinma.org/member_profile.asp?PF=1" rel="nofollow">admin</a><br /><strong>Konu:</strong> The Development of Environmental Consciousness<br /><strong>Gönderim Zamanı:</strong> 08.Ocak.2010 Saat 10:09<br /><br /><a href="http://www.ibrahimozdemir.com/Makaleler/DevelopmentofEnvir&#111;nmentalC&#111;nsciousnessinTurkey.pdf" target="_blank"><DIV><FONT size=3><img src="http://www.kureselisinma.org/uploads/1/Çevre.png" height="128" width="128" border="0" style="20HEIGHT:%20%2048px" /><FONT color=#009900><strong>The Development of Environmental Consciousness in Modern Turkey</strong></FONT></FONT></DIV></A><span style="font-size:10px"><br /><br />Düzenleyen admin - 08.Ocak.2010 Saat 10:16</span>]]>
   </description>
   <pubDate>Fri, 08 Jan 2010 10:09:20 +0000</pubDate>
   <guid isPermaLink="true">http://www.kureselisinma.org/forum_posts.asp?TID=229&amp;PID=231#231</guid>
  </item> 
  <item>
   <title>&#304;slam ve &#231;evre : Osmanlı Toplumunda Çevre Anlayışı</title>
   <link>http://www.kureselisinma.org/forum_posts.asp?TID=228&amp;PID=230#230</link>
   <description>
    <![CDATA[<strong>Yazar:</strong> <a href="http://www.kureselisinma.org/member_profile.asp?PF=1" rel="nofollow">admin</a><br /><strong>Konu:</strong> Osmanlı Toplumunda Çevre Anlayışı<br /><strong>Gönderim Zamanı:</strong> 08.Ocak.2010 Saat 09:56<br /><br /><a href="http://www.ibrahimozdemir.com/Makaleler/OsmanlıToplumundaCevre.pdf" target="_blank"><DIV><strong><FONT color=#009900 size=3><img src="http://www.kureselisinma.org/uploads/1/Çevre.png" height="128" width="128" border="0" style="20HEIGHT:%20%20%2077px" />Osmanlı Toplumunda Çevre Anlayışı</FONT></strong></DIV></A><span style="font-size:10px"><br /><br />Düzenleyen admin - 08.Ocak.2010 Saat 10:00</span>]]>
   </description>
   <pubDate>Fri, 08 Jan 2010 09:56:57 +0000</pubDate>
   <guid isPermaLink="true">http://www.kureselisinma.org/forum_posts.asp?TID=228&amp;PID=230#230</guid>
  </item> 
  <item>
   <title>&#304;slam ve &#231;evre : Kur an a Göre Çevre</title>
   <link>http://www.kureselisinma.org/forum_posts.asp?TID=227&amp;PID=229#229</link>
   <description>
    <![CDATA[<strong>Yazar:</strong> <a href="http://www.kureselisinma.org/member_profile.asp?PF=1" rel="nofollow">admin</a><br /><strong>Konu:</strong> Kur an a Göre Çevre<br /><strong>Gönderim Zamanı:</strong> 07.Ocak.2010 Saat 09:37<br /><br /><FONT color=#66cc00 size=4><strong><FONT size=5>KUR&#8217;AN&#8217;A GÖRE ÇEVRE</FONT><BR></strong></FONT><FONT size=3 face="Times New Roman, Times, serif"><strong><DIV>&nbsp;</DIV><DIV>Doç. Dr. İbrahim ÖZDEMİR<BR></strong></FONT></DIV><DIV><FONT face="Times New Roman, Times, serif"><FONT size=3><strong><FONT color=#000000>Giriş<BR></FONT></strong>Modern insanın karşı karşıya bulunduğu sorunlardan birisi, belki de en önemlisi, çevre<BR>sorunudur. Zira bu sorun, sadece insanın kendi varlığını değil, gelecek nesillerin sağlıklı bir<BR>ortamda yaşama hakkını da tehdit etmekte ve bu niteliğiyle de küresel bir sorun olarak karşımıza<BR>çıkmaktadır. Bilim ve teknoloji alanında baş döndürücü başarılara ve keşiflere imza atan modern<BR>insan doğa ile dengeli bir şekilde yaşamayı maalesef başaramadığı görülmektedir. Kendine ve<BR>doğaya yabancılaşan insan, doğayı ele geçirilmesi ve sahip olunması gereken bir nesne olarak<BR>algılamış, doğanın bir parçası olduğunu; bundan dolayı da bir bütün olarak çevresiyle uyum<BR>içerisinde yaşaması gerektiğini çok geç kavrayabilmiştir.<BR>Çevre derken, bizim ve diğer canlıların içinde yaşadığı tüm tabii ortamları anlıyoruz.<BR>Böylece, insanın çevresini evi, bahçesi, arabası, soluduğu hava, içtiği su, içinde yaşadığı kent ve<BR>beraber yaşadığı insanlar oluşturduğu gibi, toplumun bütün fertleri tarafından paylaşılan denizler,<BR>göller, nehirler, yollar, dağlar ve ormanlar da yine çevremizi oluşturmaktadır. Kuran, Allah&#8217;ın<BR>nihaî çevremizi kuşatan bir varlık olduğunu ifade eder. Çünkü &#8220;Doğu da Allah&#8217;ındır, Batı da;<BR>nereye dönerseniz Allah'ın vechi oradadır; şüphe yok ki Allah herşeyi kuşatan (vâsi&#8216;), herşeyi<BR>bilendir (&#8216;alîm)&#8221;1. Veya yine &#8220;O Evvel ve Âhir, Zâhir ve Bâtın&#8217;dır&#8221;2.<BR>Çevre sorunları derken, bizleri kuşatan tabiat âlemindeki ortamların bozulmasını, hayvan<BR>türlerini yok olmasını, aşırı tüketimi ve doğanın kirlenmesini anlıyoruz. Bunlara ayrıca sosyal<BR>çevredeki kirlenme de ilave edilmelidir: Fakirlik, açlık, evsizlik, göçmen sorunu, ırkçılık, şiddet,<BR>sokaklara terk edilen çocuklar, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı ve diğer sorunlar. Bunların<BR>temeline bakıldığında büyük çoğunluğunun insan kaynaklı olduğu görülür. Bu noktadan<BR>hareketle, birçok Müslüman yazar ve düşünür, &#8220;Allah&#8217;ın buyruklarını umursamayan şu<BR>insanların kendi tercihleri ile yaptıkları işler yüzünden karada ve denizde (bütün dünyada)<BR>bozukluk (fesat) ortaya çıktı, nizam bozuldu. Doğru yola ve isabetli tutuma dönme fırsatı vermek<BR>1 2. Bakara, 115. Aksi belirilmedikçe bütün ayet meallerini şu kaynaktan aldık: Yıldırım, Prof. Dr. Suad,<BR>Kur&#8217;an-ı Hakim ve Açıklamalı Meali (İstanbul: Işık yayınları, 2002).<BR>2 57. Hadîd, 3.<BR>için, Allah, yaptıklarının bazı kötü neticelerini onlara tattırır&#8221;3, ayetini çevre sorunlarına işaret<BR>bağlamında anlamaktadır. Zira tabiattaki ilahi dengeyi bozan en büyük etkenin başta aşırı<BR>tüketim, israf ve doğal kaynakları kendini yenileyemeyecek şekilde tahrip etme olduğu<BR>bilinmektedir.<BR>Dünyada mevcut belli başlı dinler, inanç grupları ve felsefe gelenekleri bu bağlamda insançevre<BR>ilişkisini yeniden ele almaya ve yeni bir zemine oturtmaya çalışmaktadırlar.4<BR>İslam öncesi Araplar için tabiat, &#8220;anlamsız, ruhsuz ve anlamsız&#8221; bir varlık iken, daha<BR>Kur&#8217;an&#8217;ın ilk ayetlerinden itibaren, yaratıcısının kudretini, ilmini, iradesini, celâl ve cemâlini<BR>yansıtan muhteşem bir kâinat tablosu sunulur: Bu kâinatta her şey anlam yüklüdür; kendisinden<BR>ötesine işaret eden bir ayettir; O&#8217;nun hakkında bir belgedir.&#8221; Bu nedenle Kur&#8217;an&#8217;ın ayetleri ile<BR>ufuklarda ve insanın nefsinde ortaya çıkan ayetler arasında tam bir örtüşme vardır. 5<BR>Bunun en güzel bir ifadesini 13. yüzyılda yaşayan Yunus Emre&#8217;nin şiirlerinde bulmak<BR>mümkündür. O, kâinatın aşkın boyutundan hareketle, &#8220;Yaratıldığından&#8221; ve &#8220;Yaratıcıyı&#8221;<BR>çağrıştırdığından dolayı tüm yaratılmışları sever; yetmiş iki milleti öz kardeşi gibi görür.</FONT></FONT></DIV><FONT face="Times New Roman, Times, serif"><FONT size=3><DIV><BR><FONT size=4><strong>1. Kur&#8217;an&#8217;da Çevre Tasavvuru</strong></FONT><BR>İslam, evrensel ilkelerinin temellendirirken, diğer dinlerden daha fazla metne referansta<BR>bulunan bir dindir.6 Bilindiği gibi Kur&#8217;an parça parça, bazen tam bir sure olarak, bazen de bir<BR>ayet, hatta ara sıra da bir ayet parçası olarak &#8220;23 yıllık bir süreç içerisinde nazil olmuştur&#8221;7. Hz.<BR>Peygamber kendisine vahyedilen her ayeti okuyarak etrafındaki dinleyicilere öğretmiş, onlar da<BR>öğrendiklerini ve bellediklerini diğerlerine iletmişlerdir.<BR>Kur&#8217;an, &#8220;ruhlarının gıdası, ahlâklarının temeli, ibadetlerinin esası, tebliğ vasıtaları, günlük<BR>zikirleri ve tarihleridir; tek kelimeyle o, hayatın bütün yönlerini düzenleyen temel esaslardır&#8221;8.<BR>Kur&#8217;an, indirildiği 23 sene boyunca muhataplarının dünya görüşünü değiştirdi, dönüştürdü ve<BR>&#8220;tevhid&#8221; temelli yeni bir dünya görüşü oluşturdu. Kur&#8217;an terminolojisine göre, Araplar için<BR>sıradan ve önemsiz birer nesne olarak görülen tabiat varlıkları Allah&#8217;ın varlığının ayetleri olarak<BR>3 30. Rûm, 40.<BR>4 Bkz.: Fern, Richard L., Nature, God, and Humanity: Envisioning Ethics of Nature, Cambridge:<BR>Cambridge University Press, 2002; Foltz, Richard, Worldviews, Religion, and the Environment, Belmont:<BR>Wadsworrth, 2003.<BR>5 41. Fussilet, 53.<BR>6 Hamidullah, Prof. Dr. Muhammed, İslam Peygamberi, ter. Salih Tuğ,(İstanbul: İrfan Yayınları, 1980),<BR>7 Draz, Abdullah, Kur&#8217;an&#8217;a Giriş, ter. Salih Akdemir, (Ankara: kitabiyat, 2000), 30.<BR>8 Draz, 30-31.<BR>yeniden tanımlanıyordu9. &#091;Kur&#8217;an&#093;, &#8220;yalnız Arapların Allah hakkındaki inançlarının mahiyetini<BR>değiştirmiyor, bütün düşünce sistemlerini değiştiriyordu. İslâmın Allah tasavvuru, kâinat<BR>hakkındaki bütün düşünce yapısını derinden etkiliyordu. (&#8230;) Bütün varlıklar ve değerler yeni<BR>baştan düzenlenen alanına taşınıyordu. Tek istisnası olmaksızın bütün kâinat unsurları, eski<BR>yerlerinden alınıyor, bu yeni alana yerleştiriliyordu10. Dahası Kur&#8217;an, muhatapları ile âlem<BR>arasında etik bir boyut da oluşturuyordu. Başka bir ifade ile &#8220;Kur&#8217;an&#8217;ın öğretisine göre gerçek<BR>imâna erişmek için gerekli temel şartlardan biri, çevresini saran tabiat varlıklarını, basit birer<BR>eşya gibi değil, fakat Allah&#8217;ın insana olan iyiliğinin belirtileri olarak görmesiydi&#8221;11.<BR>Kur&#8217;an&#8217;ın, Hz. Peygamber&#8217;in kişiliğinde muhataplarına ilk emri &#8220;oku&#8221; idi. Bu sadece yazılı<BR>bir metni, kitabı veya ezberden bir şeyi okumanın çok ötesinde bir &#8220;oku&#8221;maya çağrıydı. Cahiliye<BR>toplumunun âlem tasavvuruna göre &#8220;cansız, ruhsuz ve anlamsız olan âlem, bu yeni &#8220;okuyuşla&#8221;<BR>yeni bir anlam kazanacaktı. Zira Kur&#8217;an terminolojisine göre her şey adeta yeniden anlam<BR>kazanarak hem O&#8217;nu gösteren bir delil ve hem de O&#8217;nu anıyordu. Sadece şu ayet bile Kur&#8217;an&#8217;ın<BR>âlem anlayışında yaptığı köklü değişimi göstermeye yeterlidir: &#8220;Göklerde ne var, yerde ne varsa<BR>Allah&#8217;ı tenzih ve tesbih eder&#8221;12<BR>Bu ayette, Allah inancı ve saygısıyla titreyen ve onu anan bir kalp gibi, bu koca evrendeki<BR>bütün atomların, Allah'ı noksan sıfatlardan uzaklaştıran coşkun bir ruh haliyle O'na doğru<BR>harekete geçmektedir. Sanki, bütün bir evren hareket ve hayat içinde ve varlığın tamamı sevinç<BR>ve mutluluk içinde tek ses olarak O'nun adını yüceltmekte, yüce ulu ve bir olan yaratıcıya doğru<BR>bir saygı içinde yükselmektedir. Kalp bu olayı zihninde, içinde canlandırdığında, onun eşsiz bir<BR>kâinat tablosu olduğunu görecektir. Bütün taşlar ve bütün çakıllar, bütün tohumlar ve bütün<BR>yapraklar, bütün çiçekler ve bütün meyveler; bütün bitkiler ve bütün ağaçlar; bütün böcekler ve<BR>bütün sürüngenler; bütün insanlar ve bütün hayvanlar; yeryüzünde bulunan bütün canlılar; suda<BR>yüzen bütün canlılar; havada uçan bütün canlılar; bunun yanında göğün sakinleri... Evet bütün bu<BR>varlıklar, Allah'ı noksan sıfatlardan uzak görmekte ve yüceliği için de O'na yönelmektedirler.<BR>Ruh arınıp, temizlendiğinde hareket halinde bulunan veya yerinde duran varlıklara kulak<BR>verdiğinde, onların bir ruh ile canlandıklarını ve Allah'ı tesbihe yöneldiklerini görecektir. Bu da<BR>9 Izutsu, Toshihiko, Kur&#8217;an&#8217;da Allah ve İnsan, ter. Süleyman Ateş, (Ankara: Yeni Ufuklar<BR>Neşriyat, 1975), 18.<BR>10 Izutsu, age, 17-18.<BR>11 Izutsu, age, 24.<BR>12 57. Hadîd, 1; 6. Cuma, 21; 17. İsrâ&#8217;, 44.<BR>ruhları yüceler âlemi ile iletişime geçmeye hazırlar. Bu varlığın sırlarından gafil insanların<BR>kavrayamadıkları gerçekleri kavrarlar.13<BR>İslam&#8217;ın öz ve temelini ifade eden anahtar kavram hiç şüphesiz Tevhid, yani Allah&#8217;ın<BR>birliği kavramıdır. Allah&#8217;ın birliği insanlığın ve tabiatın birliğinde kendini göstermektedir.<BR>Burada dikkat çeken husus Kur&#8217;an&#8217;ın sunduğu Allah, âlemle ilişkisini kesmiş bir &#8220;ilah&#8221; değildir.<BR>Bazı filozoflarca dillendirilen bu görüş Müslüman toplumlarca benimsenmemiştir. Kur&#8217;an&#8217;ın<BR>takdim ettiği Allah uzaklarda da değildir. O âlemdeki her şeyle kendi varlığını hissettirir ve<BR>gösterir. Kuşların sesi, çiçeklerin gülümsemesi, rüzgârın esintisi, kısaca tüm varlık âlemi O&#8217;nun<BR>kudretinin, ilminin, celal ve cemalinin yansımalarıdır. Allah &#8220;göklerde ne var, yerde ne varsa<BR>bilir! Bir araya gelip gizlice fısıldaşan üç kişinin dördüncüleri mutlaka Allah&#8217;tır. Beş kişi gizli<BR>konuşsa altıncıları mutlaka Allah&#8217;tır. Bundan ister daha az, ister daha çok olsunlar, nerede<BR>bulunurlarsa bulunsunlar, mutlaka O, kendileriyle beraberdir.14 Yine: &#8220;Rabbim yaptıklarınızı<BR>ihata eder&#8221;15. Veya, &#8220;Allah her şeyi ihata edendir&#8221;16 ayetleri de bu bağlamda hatırlanmalıdır.<BR>Firavun &#8220;Sizin Rabbiniz de kimmiş ey Mûsâ!&#8221; dediğinde, &#8220;Rabbimiz, her şeyi yaratan, sonra da<BR>onu yaratılış gayesine uygun yola koyan, Yüce Yaradandır&#8221; diye cevap verirken17 Kur&#8217;an&#8217;ın<BR>Allah anlayışını da ortaya koyuyordu.<BR>Müslümanın, Rahman ve Rahim olan Allah&#8217;ı bu şekilde anlaması ve içselleştirmesi, ona bu<BR>âlemde yalnız ve başıboş olmadığını hatırlattığı gibi diğer tüm varlıkların da onun gibi<BR>Müslüman olduğunu bir an bile unutturmaz. Kâinattaki her bir varlığı Allah&#8217;ın varlığının delili<BR>olarak sunan Kur&#8217;an, bunu Allah&#8217;ın &#8220;lütuf ve ihsanı&#8221; olarak takdim eder. Dahası, insan bu âyetler<BR>ve nimetler karşılığında Allah&#8217;a şükretmelidir. Ancak bu şükrün tam olarak yapılması &#8220;Allah&#8217;ın<BR>âyetlerini iyi anlama ve iyi takdir etmeye&#8221; bağlıdır18.<BR>Kur&#8217;an&#8217;ın, âfâk ve enfüsteki ayetler üzerinde tefekküre, ders almaya, derin derin<BR>düşünmeye davetinin altında, hep bu şükür ve kulluk boyutu vardır. Konumuz açısından<BR>bakarsak, etrafımızdaki âlem O&#8217;nun âyetleri olduğu gibi, bu âyetlerin üzerinde iyice düşünmek,<BR>onlardaki incelikleri kavrayarak Allah&#8217;a şükretmek; bu nimetlerle olan ilişkilerimizi tanzim<BR>etmek de bir kulluk sorumluluğu olarak karşımıza çıkmaktadır.<BR>13 17. İsrâ&#8217;, 44. Kutub, Seyyid, Fi Zılali&#8217;l Kur&#8217;an (Kur&#8217;an&#8217;ın gölgesinde) ter. Hakkı Şengüler-<BR>Emin Saraç-Bekir Karlığa, (İstanbul: Hikmet Yayınları, 1979), c.9, 328-329.<BR>14 58. Mücâdele, 7.<BR>15 11. Hûd, 92.<BR>16 4. Nisâ&#8217;, 126. Krş.: 41. Fussilet, 54.<BR>17 20. Tâhâ, 49-50.<BR>18 Izutsu, Kur&#8217;an&#8217;da Allah ve İnsan, 219.<BR><BR><strong><FONT size=4>2. Kur&#8217;an&#8217;da Çevre Bilinci</FONT></strong><BR></DIV><DIV><strong>b. Kâinatın Yaratılması<BR></strong>Kur&#8217;an&#8217;ın kâinatla ilgili yaptığı ilk tespit, onun yoktan yaratıldığı gerçeğidir19. Ancak bu<BR>yaratılış rasgele, tesadüfen ve kaotik olmayıp, aksine Yaratıcının ilmi, iradesi ve kudretinin bir<BR>sonucu olarak tam bir düzen, ahenk ve mükemmellikte gerçekleşmiştir. Allah&#8217;ın &#8220;yeniden<BR>yaratması&#8221;20 bir defaya mahsusu olmayıp, devam etmektedir21. Yedi kat göğü birbiriyle tam<BR>uyum içinde yaratan O&#8217;dur. Rahman&#8217;ın yaratmasında hiçbir nizamsızlık göremezsin. Gözünü<BR>çevir de bak. Her hangi bir kusur görebilir misin? Sonra tekrar tekrar gözünü çevir de bak!<BR>Gözün bir kusur bulamadığından, eli boş ve bitkin geri döner22. Izutsu&#8217;ya göre &#8220;yaratma<BR>kavramı (halk) İslam düşüncesindeki en temelli kavramlardan biridir&#8221;23.<BR>Kur&#8217;an &#8220;Güneş ve ay bir hesaba göre (hareket etmekte)dir. Bitkiler ve ağaçlar secde ederler.<BR>Göğü Allah yükseltti ve mîzanı (dengeyi) O koydu. Sakın dengeyi bozmayın. Ölçüyü adaletle<BR>tutun ve eksik tartmayın&#8221; derken tabiattaki dengeye dikkat çekmekte ve arkasından da toplumsal<BR>hayatta da dengeye, hak ve hukuka dikkat etmemiz gerektiği sonucunu çıkararak; hak, hukuk ve<BR>dengenin uymamız gereken evrensel kurallar olduğunu belirtir.<BR>Kur&#8217;an kâinattan bahsederken, onun Müslüman olduğunu da belirtir24. Yani bütün varlık<BR>âlemi Allah&#8217;ın iradesine mutlak olarak teslim olmuştur. Tabiat dediğimiz bütün varlık ve hatta<BR>cansızlar bile, ona, aynı yaratıcının emirlerine boyun eğen, fıtri vazifelerini sadakatle yerine<BR>getiren itaatli askerler gibidir25. Müslüman&#8217;dan beklenen ise ilahi iradeye kendi özgür iradesiyle<BR>teslim olmaktır. Bundan sonra kâinattaki her şey onun dostu ve kardeşi olur. Cansız varlıklarla<BR>bile bir anlaşma ve uyuşma havasına girer. Bütün varlıkların kendisini saygı ile karşıladığını,<BR>aynı yüce rabbin eseri olduklarını, bütün eşyanın kendisine munis bir dost gibi davrandığını<BR>hisseder. Materyalist düşünce sistemlerinde olduğu gibi, her şey kendisine mücadele edilmesi<BR>gereken bir vahşet ve düşmanlık intibaı vermez26.<BR>19 6. En&#8217;am, 1, 101.<BR>20 50.Kâf, 15.<BR>21 Izutsu, T. İslam Düşüncesi Üzerine Makaleler, ter. Dr. Ramazan Ertürk, ANKA, İstanbul<BR>2001, s. 158, 169-175.<BR>22 67. Mülk, 4.<BR>23 Izutsu, İslam Düşüncesi Üzerine Makaleler, 176-177.<BR>24 3. Âl-i İmrân, 83.<BR>25 48. Fetih, 4.<BR>26 Ulutürk, Veli, Kur&#8217;aı Kerim Allah&#8217;ıı Nasıl Tanıtıyor?, Çağlayan A.Ş., İzmir 1985,<BR>63.<BR>Tabiat cansız değil, canlıdır ve anlamlıdır. Allah kâinatla konuşur. Onları varlık âlemindeki<BR>canlı varlıklar gibi muhatab alır: &#8220;İsteyerek de olsa, istemeyerek de olsa emrime gelin!&#8221; der;<BR>onlar da: &#8220;Gönüllü olarak geldik&#8221; dediler&#8221;27.<BR>Kur&#8217;an&#8217;ı okuyan mümin, kâinatta bulunan her şeyin O&#8217;nu tesbih ettiğini idrak eder. Yerler,<BR>gök(ler) ve bunlarda bulunan tüm mahlûklar O&#8217;nu tesbih, takdis ve tenzih eder. Bu varlık<BR>âleminde ne varsa, hepsi Allah&#8217;ın büyüklüğünü söyler, O&#8217;nun birliğine şahitlik eder.28 Maviliği<BR>ile gökler, yeşilliği ile tarlalar, göz alıcı bağlar, hışırtılı ağaçlar, şırıltılı sular, nağmeleriyle kuşlar,<BR>doğması ve batması ile güneş, yağmur yağdırmasıyla bulutlar, evet bütün bunlar, Allah&#8217;ı tesbih<BR>eder ve O&#8217;nun birliğine şahitlik eder. Fakat siz bunların tesbihini anlayamazsınız. Çünkü onlar<BR>sizin dilinizle tesbih etmezler29. Şimdi Kur&#8217;an&#8217;ın etrafımızdaki alemle ilgili ifadelerine daha<BR>yakından bakabiliriz.<BR>&nbsp;<strong>b. Hayatın Kaynağı Olarak Su<BR></strong>Kur&#8217;an suyu hayatın kaynağı olarak görür. Allah hayatı olan her canlıyı sudan yaratmıştır30.<BR>Bu canlıların kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde<BR>yürür. Allah dilediğini yaratır. Çünkü Allah her şeye kadirdir &#8220;Rüzgârları rahmetinin önünden<BR>müjdeci olarak gönderen de O&#8217;dur. Ölü diyarlara hayat vermek ve yarattığımız nice hayvanlara<BR>ve insanlara su vermek için gökten tertemiz suyu da Biz indirmekteyiz&#8221;31.<BR>Kur&#8217;an yorumcusu Hamdi Yazır &#8220;gökten uygun bir ölçüde su indirdik&#8221;32 ayetini<BR>yorumlarken Kur&#8217;an&#8217;ın suyun &#8220;nimet&#8221; boyutuna yaptığı vurguyla ilgili olarak şu tespitleri yapar:<BR>&#8220;Yani takdir ettiğimiz belirli bir miktar ve ölçüde yüksekten yağmur yağdırdık. İnsanların<BR>tâ çamurundan beri hayatî gereklerinin en önemlisi olan suyun kendisi bir nimet olduğu gibi,<BR>birçok nimetlerin meydana gelmesine sebep olduğu da bilinmektedir. Fakat böyle olması her<BR>ihtiyaca göre bir ölçü ile sınırlıdır. Fazlası tufân gibi yıkıcı ve yok edici olur. Onun için faydalı<BR>yağmurlar da zaman zaman değişik ihtiyaca göre değişik miktarda yağarlar. Öyle ki bunların<BR>yağışı ve miktarları normal bir şekilde bir düzeyde ve bir ölçüde değil, Allah'ın dilemesi ve<BR>ilmine göre bir tasarrufa delâlet eder bir şekilde az çok birbirine benzer bir nizam içindedir. Ve<BR>27 41. Fussilet, 11.<BR>28 17. İsrâ&#8217;, 14. Kutub, Seyyid, Fi Zılali&#8217;l Kur&#8217;an (Kur&#8217;an&#8217;ın gölgesinde), ter. Hakkı Şengüler-<BR>Emin Saraç-Bekir Karlığa, Hikmet Yayınları, İstanbul 1979, c. 9, 328-329.<BR>29 es Sabunî Muhammed Ali, Saf ve tü&#8217;l Tefasir, (Tefsirlerin Özü), Ter: S. Gümüş &#8211;N.<BR>Yılmaz, Yeni Şafak, İstanbul 1995, c.3, 380.<BR>30 21. Enbiyâ&#8217;, 30.<BR>31 25. Furkaân, 48-49 . Ayrıca bkz.: 22. Hacc, 5; 42. Şûrâ, 28; 30. Rûm, 50.<BR>32 23. Mü&#8217;minûn, 18.<BR>ilâhî yardımı ifade eden bu noktayı özellikle ifade için "bi kaderin" (ölçü ile) kaydı konulmuştur.<BR>Bir de suyun basit bir madde olmayıp iki ana madde, oksijen ve hidrojen'den meydana gelen<BR>birleşik bir madde olduğu kimya ilminde daha sonra bilinmiştir. Demek ki, suyun meydana gelişi<BR>bile tabii bir şey olmayıp dışardan tesir eden bir yaratıcının sanatıdır. Bu bakımdan da su,<BR>semâvî bir tesirin neticesi ve meyvesidir.&#8221;33<BR>Burada günlük hayatımızdaki suyun hiç de sıradan bir madde olmadığı vurgulandığı gibi,<BR>Kur&#8217;an terminolojisinde çok önemi bir kavram da hatırlatılmaktadır: Tüm bu nimetler karşısında<BR>geliştireceğimiz ve takınacağımız tutum ve davranış nankörlük değil şükür olmalıdır34.<BR>&#8220;Allah&#8217;ın lütfundan nasip arayıp bulmak için gemilerin suları yardığını, denizlerde devamlı<BR>dolaştıklarını görürsün. Umulur ki bütün bu nimetlere şükredersiniz&#8221; ayetinde aynı nimet-şükür<BR>boyutu vurgulanmaktadır35.<BR>Kur&#8217;an, yine aklını kullananların ders alabileceği bir gerçeğe işaret eder: &#8220;Dünyada<BR>birbirine komşu (kara )parçaları, üzüm bağları, ekinler, dallı veya dalsız hurma ağaçları vardır<BR>ki hepsi aynı su ile sulanmaktadır. Bununla beraber yemede biz onların bazısını bazısından daha<BR>üstün, daha kaliteli kılarız. Elbette bunlarda aklını kullanan kimseler için alacak nice dersler,<BR>nice ibretler vardır&#8221;36. Kur&#8217;an çok açık olarak, &#8220;yeri yayanın, orada sağlam dağlar yükseltenin,<BR>ırmaklar akıtanın Allah&#8221; olduğunu sık sık vurgulamaktadır37. Bunun hikmeti ise bir başka ayette,<BR>&#8220;hareketiyle sizi sarsmasın diye, yeryüzüne ağır baskılar çaktı, sabit dağlar koydu. Amaçlarınıza<BR>ermeniz için ırmaklar, geçitler yerleştirdi&#8221; şeklinde ifade edilmektedir38.<BR>Gökten suyu indiren Allah, &#8220;onunla rengârenk, çeşitli meyveler yetiştirir. Dağlardan da<BR>beyaz, kızıl, siyah ve türlü türlü renklerde yollar var eder. İnsanlardan, hayvanlardan ve<BR>davarlardan yine böyle türlü renklerde olanlar vardır&#8221;. Bununla beraber, &#8220;ancak âlimler, Allah&#8217;ı<BR>lâzım geldiği tarzda tazim eder&#8221; 39.<BR><strong>&nbsp;</strong></DIV><DIV><strong>c) Okyanus ve Denizler</strong><BR>33 Yazır, Elmalılı M. Hamdi, Hak Dini Kur&#8217;an Dili, Sadeleştirenler: İ. Karaçam, E. Işık, N.<BR>Bolelli, A. Yücel, Feza Gazeteceilik A.Ş. İstanbul519.<BR>34 25. Furkân, 50.<BR>35 35. Fâtır, 12. Ayrıca bkz: 55. Rahmân, 19, 22-23; 56. Vâkıa, 68-70; 67.Mülk, 29-30; 77. Neml, 27; 80.<BR>Abese, 24-25.<BR>36 13. Ra&#8217;d, 4.<BR>37 13. Ra&#8217;d, 3.<BR>38 16. Nahl, 15.<BR>39 35. Fâtır, 27&#8211;28.<BR>Bizleri &#8220;karada olsun, denizde olsun gezdirip dolaştıran O olduğu&#8221; gibi40, karanın ve<BR>denizin karanlıkları içinde bize &#8220;yıldızlardan yararlanıp yol bulma imkânı veren de O&#8217;dur&#8221;41.<BR>&#8220;Taptaze et yememiz ve takınıp kuşanacağımız zinet eşyası çıkarmamız&#8221; için denizi hizmetimize<BR>veren yine O&#8217;dur. Dahası denizde gemilerin suları yara yara akıp gitmesi ve buna bağlı tüm<BR>yararlar Rabbimizin muazzam kudret ve hikmetinin eserleri olup amaç: &#8220;Onun lütfedeceği nasibi<BR>aramamız ve nimetine şükretmemiz&#8221; içindir42. Bir ayette Allah, denizlerin insanlara sağladığı<BR>faydaya şöyle dikkat çekmektedir: &#8220;Gerçekten Biz Âdem evlatlarını şerefli kıldık, karada ve<BR>denizde kendilerini taşıyacak vasıtalar nasib ettik, onlara helâl ve hoş rızıklar verdik ve onları<BR>yarattığımız varlıkların çoğuna üstün kıldık&#8221;43.<BR></DIV><strong></strong><DIV><strong>d) Bulutlar ve Yağmur<BR></strong>Hz. Peygamber Mekkelileri İslam&#8217;a davete başlayınca, onlar da Hz. Musa ve İsa&#8217;ya verilen<BR>mucizeleri hatırlatarak Safa tepesinin altın olmasını mûcize olarak isterler. Buna karşılık bir kez<BR>daha Allah&#8217;ın en büyük ve sürekli mucizesinin etrafımızdaki ve bizi saran âlem olduğu açık bir<BR>şekilde ifade edilir. Buna göre, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün sürelerinin<BR>değişmesinde, insanlara fayda sağlamak üzere denizlerde gemilerin süzülüşünde, Allah&#8217;ın gökten<BR>indirip kendisiyle ölmüş yeri canlandırdığı yağmurda ve yeryüzünde hayat verip yaydığı<BR>canlılarda, rüzgârların yönlerini değiştirip durmasında, gökle yer arasında emre hazır bulutların<BR>duruşunda, elbette aklını çalıştıran kimseler için Allah&#8217;ın varlığını ve birliğini gösteren sayısız<BR>deliller vardır44. Aynı şekilde, rahmet olarak tanımlanan (yağmurun) önünden müjdeci olarak<BR>rüzgarları gönderen&#8221; de O&#8217;dur. &#8220;Bu rüzgârlar o ağır bulutları hafif bir şeymiş gibi kaldırıp<BR>yüklendiklerinde, bakarsın Biz onları, ekinleri ölmüş bir ülkeye sevkeder, derken oraya su<BR>indiririz de orada her türlüsünden meyveler, ürünler çıkarırız45.<BR>Kur&#8217;an etrafımızdaki olaylara ve nesnelere sık sık göndermeler yaparken, adeta muhatabı<BR>ile konuşur ve onu yönlendirir. Kur&#8217;an&#8217;ın etkisinin bu kadar yoğun ve sürekli olmasının bir<BR>nedeni de bu olsa gerek. Örneğin göklerin ve yerin hâkimiyetinin Allah&#8217;a ait olduğu belirttikten<BR>sonra muhatabına sorar: &#8220;Baksana, Allah bulutları sevk ediyor, sonra onları bir araya getirip üst<BR>40 10. Yûnus, 22.<BR>41 6. En&#8217;am, 97.<BR>42 16, Nahl, 14; 17. İsrâ&#8217;, 66.<BR>43 17. İsrâ&#8217;, 70.<BR>44 2. Bakara, 164.<BR>45 7. A&#8217;râf, 57. Ayrıca bkz: 22. Hacc, 5-6; 30. Rûm, 19, 50; 35. Fâtır, 9; 42. Şûrâ, 28.<BR>üste yığıyor. İşte görüyorsun ki bunların arasından yağmur çıkıyor. O gökten, oradaki dağlar<BR>büyüklüğünde bulutlardan dolu indirir de onunla dilediğini vurur, dilediğini de ondan korur. Bu<BR>bulutların şimşeğinin parıltısı nerdeyse gözleri alıverecek! Allah gece ile gündüzü birbirine<BR>çeviriyor, geceyi gündüze, gündüzü geceye dönüştürüyor, sürelerini uzatıp kısaltıyor. Elbette<BR>bunda görebilenler için alınacak bir ders vardır46. Yine bir başka ayette, Allah&#8217;ın rüzgârları<BR>gönderdiği, rüzgârlarla bulutu kaldırdığını ve &#8220;onu ölü bir beldeye sevk ederek ve onunla<BR>ölümünden sonra dünya yüzüne hayat verdiğini&#8221; belirtir47.<BR>Kur&#8217;an&#8217;da yağmurdan bahsedilirken, kainata bütüncül bir bakış açısıyla bakılır ve ekolojik<BR>denge gözler önüne serilerek dünyanın adeta bir ev olduğu vurgulanır: &#8220;yeryüzünü bir döşek,<BR>göğü de bir kubbe yapan; gökten yağmur indirip, onunla &#091;bize&#093; rızık olarak çeşitli mahsuller<BR>çıkaran&#8221; Rabbimizdir&#8221;48.<BR>Kutub, "O ki, yeri size döşek yaptı" ayetini yorumlarken, &#8220;eğer yeryüzünün bu uyumu, bu<BR>ahenkli bütünlüğü olmasaydı, insanlar bu gezegen üzerinde böylesine kolay ve güvenli biçimde<BR>yaşayamazlardı. Eğer bu gezegende bir araya gelen hayat unsurlarından bir tanesi bile var<BR>olmasaydı insanlar, yaşamlarını garanti eden bu uygun ortamın yokluğunda var olamazlardı.<BR>Eğer çevremizi saran havanın herhangi bir elementi belirlenen orandan birazcık daha eksik<BR>bırakılsaydı, insanların hayatlarını sürdürecekleri varsayılsa bile mutlaka nefes alıp vermeleri son<BR>derece güçleşecekti&#8221; der.<BR>"O ki, göğü sizin için tavan yaptı"49<BR>Gökyüzüne bakıldığında bir binanın sağlamlık ve uyumluluk özellikleri görülür. İnsanın<BR>yeryüzündeki hayatı ve bu hayatın kolaylığı ile gökyüzü arasında sıkı bir ilişki vardır. Gökyüzü;<BR>ısısı ile, ışığı ile, gezegen ve yıldızlarının çekim gücü ile, uyumlu yapısı ile ve yeryüzü ile<BR>arasında var olan diğer ilişkileri ile bu gezegende hayatın var olmasına imkân hazırlar, buna<BR>yardımcı olur. Bundan dolayı, yaratıcının gücü, rızık vericinin sınırsız bağışlayıcılığı<BR>vurgulanırken ve yaratıkların yaratıcılarına kulluk etmelerinin gereği belirtilirken bu âlemden söz<BR>edilmesi son derece yerindedir.<BR>Bu evrenin bir parçası olan yeryüzü, insan için döşenmiş ve onun bir başka parçası olan<BR>gök de belirli bir düzene göre kurulmuş ve canlılar rızıklansın diye çeşitli ürünlerin yetişmesini<BR>sağlayan su ile donatılmıştır. Bütün bunların bağışlayıcısı tek yaratıcı olan Allah'tır.<BR>46 24. Nûr, 42&#8211;44.<BR>47 35. Fâtır, 9.<BR>48 2. Bakara, 22.<BR>49 2. Bakara, 22.<BR><BR><strong>d)Yıldırım ve Şimşek</strong><BR>Kur&#8217;an&#8217;a göre, gök gürlemesi ve yıldırımlar da başıboş ve &#8220;kendiliğinden&#8221; meydana gelen<BR>doğal hadiseler değildir. Kur&#8217;an&#8217;ın bütüncül anlayışına uygun olarak, onlar da Allah tarafından<BR>yaratılmakta ve Allah&#8217;ı tesbih edip anmaktadırlar. Örneğin Meleklerin Allah&#8217;a duydukları<BR>saygıdan dolayı &#8220;O&#8217;nu takdis ve tenzih ettikleri&#8221;50 ifade edilirken, bu ayette aynı çerçevede<BR>&#8220;Gök gürlemesi hamd ile O&#8217;nu takdis ve tenzih eder&#8221; denilmektedir. Böylece, gök<BR>gürlemesinden meleklere kadar tüm varlığın asıl amacının kendi yaratıcılarını tanımak ve anmak<BR>olduğu vurgulandığı gibi, canlı ve anlam dolu bir tabiat anlayışı da vurgulanır. Durum bu iken<BR>&#8220;onlar &#091;inanmayanlar&#093; hâla Allah hakkında birbirleriyle tartışıp, ileri geri konuşurlar&#8221;51.<BR>Yazır, bu ayeti yorumlarken şöyle der: &#8220;Şimşek ile birlikte olan ve daha sonra işitilen o gök<BR>gürlemesi, o yürekleri yerinden oynatacak gibi tepede patlayıp, yerleri ve gökleri sarsarcasına<BR>ufuktan ufuğa yayılan o çatlayış ve gürleyiş, Allah Teâlâ'nın nimet ve rahmetini, azamet ve<BR>kibriyasını ilan ederek O'nun uluhiyetinin şanını tesbih ve tenzih eden bir sestir ki, tesbihinin<BR>altında yatan mânâyı bütün âleme haykırır. Ya da işitenlere bu mânâyı hatırlatıp telkin eder&#8221;52.<BR>Kur&#8217;an&#8217;ın bulutların ve yağmurun oluşumundan bahsetme tarzı, bir yandan tabiatın canlı ve<BR>bir bütün olduğunu, diğer yandan da -asıl ve en önemli olarak- Kur&#8217;an&#8217;ın Allah anlayışını da<BR>açık ve net olarak ortaya koyduğu görülmektedir. Bu anlayışa göre &#8220;Allah bulutları sevk ediyor,<BR>sonra onları bir araya getirip üst üste yığıyor. İşte görüyorsun ki bunların arasından yağmur<BR>çıkıyor. O gökten, oradaki dağlar büyüklüğünde bulutlardan dolu indirir de onunla dilediğini<BR>vurur, dilediğini de ondan korur53.<BR><strong>&nbsp;</strong></DIV><DIV><strong>e)Dağlar</strong><BR>Kur&#8217;an&#8217;a göre Allah kâinatı yaratıp, kendi haline bırakmamıştır. Kâinatı yaratan O olduğu<BR>gibi, &#8220;yeri yayan; orada sağlam dağlar yükselten, ırmaklar akıtan; her meyvenin içinde iki eş<BR>yaratan;&#8221; sürekli olarak geceyi gündüze bürüyüp duran&#8221; da O&#8217;dur. Ancak tüm bunlarda &#8220;iyice<BR>düşünen kimseler için, alınacak nice dersler ve ibretler vardır&#8221;54. Başka bir ayette ise, &#8220;Orada<BR>hem siz insanlar için, hem rızkını sizin vermediğiniz daha nice yaratıklar için geçimlikler<BR>meydana getirdik&#8221; denilmekte ve &#8220;her şeyin hazinesi ve anahtarının O&#8217;nun elinde olduğu&#8221;<BR>belirtilmektedir55. Gökleri &#8220;direksiz&#8221; yaratan O olduğu gibi, yere (insanları) sarsmaması için,<BR>50 13. Ra&#8217;d, 13.<BR>51 13. Ra&#8217;d, 13.<BR>52 Yazır, age, c. 5,131.<BR>53 24. Nûr, 43.<BR>54 13. Ra&#8217;d, 3; 15. Hicr, 19.<BR>55 15. Hicr, 20-21.<BR>ağır baskılar, yani ulu dağlar koyan ve orada her türlü canlıyı üretip yayan; dağlarda insan için<BR>barınaklar yaratan; bizleri &#8220;sıcaktan ve soğuktan koruyacak elbiseler ve savaşta koruyacak<BR>zırhlar var eden&#8221; de yine O&#8217;dur. Tüm bunlardan amaç ise &#8220;Allah&#8217;ın üzerimizdeki nimetlerini<BR>tamam&#8221;laması ve insanın O&#8217;na teslimiyetle itaat etmesidir&#8221;56.<BR>Yine bir diğer ayette: &#8220;Yeri de döşedik, oraya dengeyi sağlayacak sağlam ulu dağlar<BR>yerleştirdik. Orada, gönüller, gözler açan her çeşit bitkiden çiftler bitirdik&#8221;57 denilmekte ve ilave<BR>edilmektedir: &#8220;Bütün bunları, Allah&#8217;a yönelecek her kula Yaradan&#8217;ın kudretini hatırlatması,<BR>dersler veren birer basiret nişanesi ve ibret numunesi olması için yaptık&#8221;58 Dağların görevi<BR>yukarıda işaret ettiğimiz hususlarla da bitmez. Onlar kuşlarla bir olup Davut peygamberle<BR>beraber Allah&#8217;ı tesbih ederler: &#8220;Ey dağlar! Ey kuşlar! Onunla beraber tesbih edin, şevke gelip<BR>Allah&#8217;ın yüceliğini terennüm edin.&#8221; dedik59.<BR>Çevreci bir bakış açısıyla bakıldığında, tamamen canlı ve bütüncül bir tabiat anlayışı ile60<BR>karşı karşıyayız. Davud Peygamber &#8220;tesbihleri sırasında Allah'a bağlılığın ve kendinden<BR>geçmişliğin o kadar ileri bir derecesine ermişti ki, kendisi ile evren arasındaki bütün perdeler<BR>ortadan kalkmış, özü evrenin özü ile bütünleşmiş, tesbih nameleri evrenin tesbihleri ile birleşmiş,<BR>bunun sonucu olarak O'nun tesbih cümlelerini dağlar ve kuşlar tekrar eder olmuştu. Çünkü O'nun<BR>varlığı ile evrenin varoluşu arasında bir başkalık, bir engel kalmamıştı. Bu böyledir. Tüm<BR>varlıklar yüce Allah ile ortak bir ilişki kurdukları zaman canlı türleri arasında, hatta cansız<BR>varlıklar ile canlılar arasındaki farklılıklar ortadan kalkar, bütün varlıklar yüce Allah'ın sunduğu<BR>dolaysız ve tek özde buluşur. Bu ortak öz, daha önce farklılıkların ve benzemezliklerin perdesi<BR>altında saklı idi. Fakat yüce Allah'a yönelen ortak tesbihlerde bu özün, varlık türleri arasında<BR>iletişim kurduğu, onları ortak bir melodinin titreşimlerinde buluşturduğu görülür. Bu öylesine<BR>yüce bir arınma, saflaşma ve ışığa dönüşme derecesindedir ki, insan bu düzeye ancak yüce<BR>Allah'ın özel bağışı sayesinde tırmanabilir. Yüce Allah, bu düzeye yükselttiği kulların maddi<BR>varlık perdesini aradan kaldırır, onu ilâhi özüne dönüştürerek tüm evrenle bütünleşmesini sağlar,<BR>evrendeki herkesle ve her şey ile dolaysız ve engelsiz bir iletişim kurar. İşte Hz. Davud'un,<BR>Rabb'ini öven, ilâhi okuyan yanık sesi etrafa dağılınca dağlar ve kuşlar bu kutsal nameleri<BR>tekrarlıyor; evren, özüne sinen ve ortaksız yaratıcıya yöneltilen bu övgülerin muhteşem korosuna<BR>katılıyordu.&#8221;61.<BR>56 16. Nahl, 81-82; 31. Lokmân, 10.<BR>57 50. Kâf, 7.<BR>58 50. Kâf, 8. Ayrıca bkz.: 78. Nebe&#8217;, 6-7; 79. Nâziât, 32; 88. Gâşiye, 10-19.<BR>59 34. Sebe&#8217;, 10-11.<BR>60 Yazır, age, c.6, 353-354.<BR>61 Kutub, age, c. 12, 109-110.<BR>&nbsp;</DIV><DIV><strong>f) Hayvanlar</strong><BR>Kur&#8217;an&#8217;a şöyle bir baktığımızda, eko sistemin önemli üyeleri olan hayvanlara verilen önem<BR>hemen fark edilir. Richard Foltz, Kur&#8217;an&#8217;ın hayvanlara bakış açısının diğer semavi dinilere göre<BR>daha olumlu ve sağlıklı olduğunu belirtir62. Kur&#8217;an&#8217;ın bazı surelerinin çeşitli hayvan adlarını<BR>taşıdığı görülmektedir: Bakara (İnek), Nahl (Arı), Ankebut (Örümcek), Neml (Karınca). Ayrıca,<BR>Kur&#8217;an&#8217;ın çeşitli yerlerinde, çeşitli hayvanlardan bahsedilmektedir. Örneğin Köpek 17, Maymun<BR>16, Domuz 15, Yılan 14, Koyun13, Deve 12, Öküz ve İnek 11, At 10 , Katır 9, Eşek 8, Kurt 7, Arı (6) Karınca 5, Örümcek 4, Sivrisinek, 3 ve Sinek ise 2 defa Kur&#8217;an&#8217;da isim olarak<BR>zikredildiği görülmektedir.<BR>Kur&#8217;an&#8217;ın hayvanlarla ilgili dikkat çekici bir ifadesi de, hayvanların da bizler gibi &#8220;ümmet&#8221;<BR>olduklarının ifade edilmesidir. İslâmi gelenek ve kaynaklarda özel ve önemli bir kavram olan<BR>&#8220;ümmet&#8221;in hayvanlar için de kullanılması gerçekten dikkat çekicidir:<BR>&#8220;Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiç bir kuş yoktur ki,<BR>onlar da sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz Kitabta hiç bir şeyi eksik<BR>bırakmamışızdır. Sonra onlar Rablerinin huzuruna toplanacaktır&#8221;63.<BR>Yazır&#8217;a göre, bu ayet &#8220;Allah Teâlâ'nın delillerinin gücünü anlamak için, diğer hayvanların<BR>yaratılışlarında ve hayat tarzlarında insanların istifade edeceği pek çok sırlar bulunduğunu<BR>hatırlatmaktır&#8221;. Bunun anlamı ise hayvanlar da tıpkı insanlar gibi, &#8220;başlangıçta topraktan<BR>yaratılmış, bir hayat tarzına mazhar edilmiş, bir nizam altına alınmış;<BR>Rızkları, ecelleri biçilmiş, takdir edilmiş zamana kadar yer içer, gıdasını alır; sizin gibi birbirine<BR>çeşitli şekiller içinde bir benzeşme ve cinsiyet taşır; sizin gibi toplanır, birbirleriyle tanışır,<BR>yanaşır veya kaçar, koklaşır veya döğüşür; sizin gibi birbirinden doğar, ürer; Sizin gibi bir<BR>asıldan çıkar, çoğalır, çeşitlenir. Yaratanın kudreti, hükmü ve tesiriyle tekden çıkan bu<BR>çeşitlenme ve ayrışma içinde hepsi sizin gibi bir hayvanî hayat yaşayan çeşitli bölükler ve farklı<BR>sınıflardır. Yerde sürünenleri, havada uçanları ile, her çeşit size, bir benzeme yönünü içererek,<BR>hepsi sizin denginizdir. Siz de sınıflarınız ve çeşitli özelliklerinizle onların bir benzerisiniz; hepsi,<BR>ilâhî takdir ve Allah'ın tedbiri dairesinde özel nizamlar ve hükmedici kanunlar altına konulmuş<BR>korunan haller, kurala bağlı işler, görünen ve yürüyen hususlar sizin gibi birer ümmet ve<BR>bundan dolayı size birer ibret dersidirler. Hepsi aslî yaratılışları ve varlık nizamlarıyle ilâhî<BR>kudretin birer deliller manzumesi ve hikmet kitabının âyetleridirler. (&#8230;) Bütün hayvanların<BR>62 Foltz, Richard, they Are Communities Like You: Animals in Islamic Traditionand Muslim<BR>Culture, (New York: 2005) basılıyor.<BR>63 6. En&#8217;am, 38.<BR>böyle birer âyet olduğunu anlamayan ve benzerliklerden sonuç çıkarmaya çalışmayanlara ne<BR>kadar âyetler indirilse boştur.&#8221;64.<BR>Kur&#8217;an, ilk muhatapları olan Arapların en iyi tanıdıkları ve günlük hayatlarının ayrılmaz bir<BR>parçası olan deveye dikkatle bakmalarını ister: &#8220;(İnsanlar) devenin nasıl yaratıldığına,<BR>bakmazlar mı? Arkasından da, &#8220;göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine ve<BR>yeryüzünün tıpkı bir halı gibi nasıl yayıldığına&#8221; bakmaları istenir.2 Kur&#8217;an&#8217;ın ilk muhatapları<BR>elbette ki develerini, bütün derinliği ile gökleri ve çölün lahuti ortamında ihtişamla yükselen<BR>dağları görüyorlardı. Ancak Kur&#8217;an ısrarla ve sık sık tüm tabiata ve içindekilere yeni bir gözle<BR>bakılmasını istiyordu. Konumuz olan hayvanlar söz konusu olduğunda, bu &#8220;mübarek&#8221; varlıkların<BR>sadece faydacı bir bakış açısıyla değil, aynı zamanda Yaratıcının varlığına işaret eden ve O&#8217;nu<BR>gösteren işaretler (âyet) olarak görülmesini ister. Yine bunlarla olan ilişikler söz konusu<BR>olduğunda &#8220;Allah boyutu&#8221; hiçbir zaman göz ardı edilemez.<BR>Yazır Mü&#8217;minûn suresinin 21. ayetini yorumlarken: &#8220;Sizin için hayvanlarda da muhakkak<BR>bir ibret vardır. O ağaçta ve bahçeler de hep birer ibret olduğu gibi hayvanlarda ve özellikle en<BR>çok faydalanılan en'âm, yani koyun, keçi, sığır ve deve cinsinde de bir ibret vardır ki, bundan<BR>habersiz olanlar o hayvanlar gibi ve belki daha şaşkındırlar. Size onların karınlarındakinden<BR>içiririz. Kan ile gübre arasından bembeyaz ve tertemiz süt çıkar, içilir; bir kör tabiatla bu nasıl<BR>seçilir. Sizin için onlarda birçok faydalar da vardır ki, bakıp gözetmek şartıyla faydalanırsınız ve<BR>onlardan yersiniz. Meyvelerinden ve mahsullerinden faydalandığınız gibi, kendilerinden de<BR>faydalanır ve etlerinden yersiniz ve onların üzerine ve gemi üzerine yüklenir taşınırsınız. Yine<BR>en'âm içinde sığır ve mandaya da yük çektirilir. Fakat gemi gibi üzerine yük vurulan develerdir.<BR>Onun için Arap şairleri develere "kara gemileri" demişlerdir ki, bizim trenlere kara vapuru<BR>dememiz gibidir. Görülüyor ki, yaratılıştaki bu faydalı şeyler hatırlatılırken insan yapısı olarak<BR>imâl edilen gemi hemen aşağıda getirilivermiş ve bu şekilde "Sizi ve yapmakta olduklarınızı<BR>Allah yarattı."65 âyetine göre insanın yaptığı şeylerin bile Allah'ın yaratığı olduğuna dikkat<BR>çekildiği gibi, bununla kazanç bereketini yükselten ve insan toplumunun terbiye ve kurtuluşuna<BR>kaynak olan peygamberlik nimetine karşı küfredenlerin ileride gelecek olan kıssalarına bir giriş<BR>yapılmıştır.&#8221;66<BR>Bugün hayvanların yok edilmesi ve nesillerin tükenmesindeki en büyük etkenin,<BR>hayvanların insana yararları dışında bir değerleri olmadığı ve onların bir canlı makineden başka<BR>64 Yazır, age, c.3, 418.<BR>65 37. Sâffât, 96.<BR>66 Yazır, age, c. 5, 521.<BR>bir şey olmadıklarıyla ilgili faydacı görüş olduğuna işaret etmiştik. Ancak Kur&#8217;ani bakış açısı<BR>onlara çok farklı bir konum vermekte ve hayvanların da tıpkı insanlar gibi bir ümmet oldukları67<BR>ve Allah tarafından yaratıldıklarını açıklamaktadır. Böylece hayvanların yaratılmasındaki tek<BR>sebep sadece insanlara sağladıkları fayda ile ölçülemez. Onlar dünyadaki dengenin bir unsuru<BR>olarak yaratılmıştır. Bu açıdan da insandan farklı bir varlık düzeyleri vardır. Hatta insanlar yok<BR>iken, hayvanlar vardı. Bununla beraber, insan elbette ki hayvanlardan yararlanacaktır. Bu kadar<BR>sayısız hayvanları ve bunların tabi olduğu kanunları Allah&#8217;ın yaratmasındaki hikmet, hiç<BR>şüphesiz insan hayatının sürekliliğini ve güzelliğini sağlamak, doğayı yaşanabilir, sevilebilir ve<BR>ibret alınabilir bir yaşam yeri kılmaktır.<BR>Kur&#8217;an inek ve davarlardan (koyun, keçi vb.) bahsederken, öncelikle bunların Allah<BR>tarafından yaratıldığı ve bu nedenle O&#8217;nun varlığı içen bir kanıt olduğunu belirtir. Bu nedenle<BR>Hz. Peygamber, kendisinden mucize isteyenlere bir kez daha etraflarındaki âleme; göklere ve<BR>yere bakmalarını, etraflarındaki hayvanlara dikkatle bakmalarını önerir. Yeri bizlere beşik yapan,<BR>orada bizler için yollar ve geçitler açan; gökten de bizlere yağmur indiren Allah, &#8220;o su ile türlü<BR>türlü bitkilerden çiftler çıkardığını&#8221; ancak bu bitkilerden "Hem siz yiyin, hem davarlarınızı<BR>otlatın! demektedir68. Böylece, tabiattan faydalanmada hayvanların da haklarının olduğu ve<BR>insanın bunu görmezden gelemeyeceği açıkça ifade edilmektedir69.<BR>Kur&#8217;an&#8217;da bu hususa pek çok yerde dikkat çekmektedir:<BR>(Allah), &#8220;Gökten yağmur indirir. Hem içeceğiniz su ondan oluşur, hem de hayvanlarınızı<BR>içinde otlattığınız ot ve ağaçlar! &#8220;Doğrusu davarlarda da size deliller vardır: Zira size onların<BR>karınlarındaki işkembe ile kan arasından, halis bir süt içiriyoruz ki içenlerin boğazından âfiyetle<BR>geçer&#8221; 70<BR>&#8220;Allah davarları da yarattı. Bunlarda sizi soğuktan koruyan (deri, yün, kıl gibi) maddeler<BR>ve birçok faydalar vardır. Hem onların etlerini ve ürünlerini de yersiniz. Onları akşamleyin<BR>ağıllarına getirir, sabahleyin otlaklara götürürken bambaşka bir zevk alırsınız! Bunlar<BR>yüklerinizi taşırlar; öyle uzak diyarlara kadar götürürler ki, onlar olmaksızın, son derece zahmet<BR>ve meşakkat çekmeden varamazdınız oralara.Gerçekten, bunları size âmade kılan Rabbiniz pek<BR>şefkatlidir, rahmet ve ihsanı boldur&#8221;71.<BR>67 6. En&#8217;am, 38.<BR>68 20. Tâhâ, 53-54.<BR>69 16.Nahl, 10.<BR>70 16. Nahl, 66; 23. Mü&#8217;minûn, 21.<BR>71 16. Nahl, 5&#8211;7. Ayrıca bkz.: 25. Furkân, 48:49; 40. Mü&#8217;min, 79-80;6. En&#8217;am, 142.<BR>Allah, insanların nankörlüğünden şikayet ederken: &#8220;Ellerimizle yaptığımız eserlerden<BR>kendileri için uysal, evcil hayvanlar yarattık da onlara mâlik bulunuyorlar. Onları emirlerine<BR>âmade kıldık. Onlardan hem binek edinir, hem de yerler, Onlardan içecekler elde ederler, daha<BR>nice menfaatlerinden yararlanırlar. Halâ şükretmezler mi72? diye yakınır. Aslında Allah&#8217;ın bu<BR>mübarek hayvanları insanlara yardımcı olarak vermesi karşısında istediği şey çok basittir ve<BR>herkes yapabilir: O&#8217;nu hatırlamak ve O&#8217;na teşekkür etmek gerektiği ayette vurgulanmaktadır:<BR>&#8220;Bunları bizim hizmetimize veren Allah yüceler yücesidir, her türlü eksiklikten münezzehtir. O<BR>lütfetmeseydi biz buna güç yetiremezdik. Muhakkak ki biz sonunda Rabbimize döneceğiz&#8221;73.<BR>Yine &#8220;Hem binmeniz, hem de zinet olsun diye atlar, katırlar, merkepler yarattı. Hem sizin<BR>bilemeyeceğiniz daha neler neler yaratacak!&#8221;74 ifadesi ile atlara dikkat çekilmektedir. Atlar o<BR>kadar asil ve önemli bir varlıktır ki Allah bizzat atlar üzerine yemin eder: &#8220;Gazilerin nefes nefese<BR>koşan, Koşarken tırnaklarıyla kıvılcımlar saçan, Sabah erkenden baskın basan, O esnada tozu<BR>dumana katan, Derken düşman kuvvetinin ortasına dalan atlarına yemin ederim ki&#8230;&#8221;75.<BR>Kur&#8217;an, sunduğu tarihi bir kesitle bu hayvanların bile bizlere Allah&#8217;ı hatırlatması<BR>gerektiğini Hz. Süleyman bağlamında şu şekilde belirtir: &#8220;Hani bir gün ikindi vakti ona,<BR>durduğunda sakin, koştuğu zaman ise süratli safkan koşu atları gösterilmişti. Onlarla ilgilenip<BR>&#8220;Ben Rabbimi hatırlattıkları için güzel şeyleri severim.&#8221; dedi ve onlar gözden kayboluncaya dek<BR>onları seyredip durdu. Sonra: &#8220;Onları tekrar bana getirin!&#8221; deyip bacaklarını ve boyunlarını<BR>sıvazlamaya başladı&#8221;76.<BR>Kur&#8217;ân&#8217;ın 27. suresinin adı neml, yani &#8220;karıncalar&#8221; demektir. Adını aynı surenin 18.<BR>ayetinden geçen neml kelimesinden almaktadır: &#8220;Derken Karınca vadisine geldiklerinde, onları<BR>gören bir karınca: &#8220;Ey karıncalar, haydin yuvalarınıza girin. Süleyman ve orduları, sizi fark<BR>etmeyerek ezip çiğnemesinler!&#8221; diye seslendi. Onun sesini işiten Süleyman tebessüm ederek: &#8220;Ya<BR>Rabbî!&#8221; dedi, &#8220;beni nefsime öyle hâkim kıl ki gerek bana, gerek ebeveynime ihsan ettiğin<BR>nimetlere şükredeyim, Seni razı edecek güzel ve makbul işler yapabileyim. Bir de lütfedip beni<BR>hayırlı kulların arasına dâhil eyle!&#8221;77.<BR>Bu ayette Hz. Süleyman&#8217;ın hikâyesi anlatılırken karıncaların birbirileriyle ve insanlarla<BR>olan iletişimlerine işaret edilmektedir. Dahası Karınca yuvaları arının yuvaları gibi ince<BR>hesaplara göre düzenlenir. Oradâ herkesin görevi bellidir. Üstün bir akıl, üstün bir anlayış<BR>72 36. Yâsîn, 71-73.<BR>73 43. Zuhruf, 12&#8211;13.<BR>74 16. Nahl, 8.<BR>75 100. Âdiyât, 1-5.<BR>76 38. Sâd, 32-33.<BR>77 27. Neml, 18&#8211;19.<BR>verilmesine rağmen insanlar çoğu zaman bu iş bölümünün bir benzerini yapmaktan aciz kalırlar.<BR>Anlatıldığına göre, Hz. Süleyman'ın kuşlardan ve cinlerden oluşan ordusu ile ilerliyordu.<BR>Böylece karıncaları bol olan bir vadiye geliyorlar. Bu öyle karıncası bol bir vadidir ki, Kur'an<BR>oraya karınca vadisi adını veriyor. Vadiye yayılan karıncaların başında bulunan onların<BR>disiplininden ve korunmasından sorumlu olan bir karınca diğer karıncalara, özel iletişim ve<BR>haberleşme yoluyla aralarında geçerli olan dille seslendi. "Ey karıncalar yuvalarınıza giriniz ki,<BR>Hz. Süleyman ve orduları farkında olmadan sizi çiğnemesinler. Ayakları altında ezmesinler&#8221;.<BR>Hz. Süleyman karıncanın söylediklerini anladı. Tebessüm etti. Söylediği sözlerin anlamına<BR>sevinip içi açıldı. Cezayı geciktirmeyen büyük bir adamın, cezasından kurtulmaya çalışan küçük<BR>birinin çabasına sevindiği gibi o da sevindi. Bu sözleri aracısız anladığı içinde çok huzurluydu.<BR>Çünkü bu Allah'ın kendisine verdiği bir nimetti. Bu nimet sayesinde insanlara kapalı olan,<BR>aralarına engeller konan, dünyalarla iletişim kesikliği nedeniyle bundan yoksundu. Ayrıca bir<BR>karıncanın böyle bir anlayışa sahip olması ve diğer karıncaların onun sözünü dinleyip itaat<BR>etmeleri de Hz. Süleyman'ın gönlünü ferahlatmıştı. Zira bu hayret verici, ilginç bir olaydı.<BR>Kur&#8217;an, birçok ayette kuşlardan da bahsettiği görülür. Allahın varlığı için Hz. Peygamberden<BR>mucize isteyenlere Kur&#8217;an hayretle &#8220;üstlerinde kuşların saf saf dizilip kanatlarını açıp yumarak<BR>dolaşmalarını hiç görmüyorlar mı? Diye sorar ve ekler &#8220;Onları havada Rahman&#8217;dan başka<BR>tutan yoktur. O elbette her şeyi görür&#8221;78. Böylece yaban ve ev hayatımızda vazgeçilmez bir yeri<BR>olan kuşların aslında bizler gibi bir topluluk olduğu da ayrıca vurgulanır: &#8220;Hem yerde hareket eden<BR>hiç bir canlı, kanatlarıyla uçan hiç bir kuş türü yoktur ki sizin gibi birer toplum teşkil<BR>etmesinler&#8221;79.<BR>Kutub, bu ayetten hareketle, &#8220;Kuşların, hayvanların ve böceklerin kendi aralarında<BR>anlaşmalarını sağlayan özel dilleri ve koruma araçları&#8221; olduğunu ifade eder: &#8220;Bunların birer<BR>canlılar topluluğu olmaları, yapımlarını düzenleyen, belirlenmiş bağları bulunmalarını ve kendi<BR>aralarında anlaşmalarını sağlayan araçların olmasını gerektirmektedir. Bu tür nitelikler ise pek<BR>çok kuşların, hayvanların ve böceklerin hayatlarında gözlenebilmektedir. Bu alanlarla ilgilenen<BR>bilginler, kesin ve değişmez hükümler olarak değil, tahmin ve varsayım yolu ile hayvanların<BR>kendi aralarındaki anlaşma araçlarını ve dillerini anlamak için çaba sarf ediyorlar. Yüce Allah'ın<BR>Hz. Süleyman'a kuşdilini öğretmesine gelince, bu ona mahsus bir özellik olup insanlardan<BR>alışageldikleri şeylerden farklı mucizevî bir yol ile gerçekleşmiştir. Yoksa Hz. Süleyman<BR>78 67. Mülk, 19.<BR>79 6. En&#8217;am, 38.<BR>bugünkü bilginlerin ve uzmanların çabasına benzer bir çalışma ile talimin ve gözlem metodunu<BR>kullanarak, kuşların ve başka varlıkların dillerini anlamak için özel bir çaba harcamış ve çalışma<BR>yapmış değildir&#8221;80.<BR>Yine Kur&#8217;an, bir zamanların en güçlü ordularını mağlup eden bir topluluk olarak da kuşlardan<BR>bahseder81. Dahası eski Peygamberlerden bahsederken, âlem-insan ilişkisiyle ilgili önemli ipuçları da sunar.<BR>Kur&#8217;an bir başka vesile ile Allah&#8217;ın âlemlerin rabbi olarak &#8220;dağları ve kuşları&#8221; da Hz. Davud&#8217;un<BR>emrine verdiğini belirtmektedir. Bundaki amaçta Hz. Davud&#8217;un içli yakarışına dağların ve kuşların<BR>eşlik etmesidir. Burada bir kez daha &#8220;yaratılan tüm varlıkların Alllah&#8217;ı andığı ve O&#8217;na ibadet ettiği&#8221;<BR>görülmektedir. &#8220;Dağları ve kuşları Davud&#8217;un emrine verdik. Onunla beraber takdis ve ibadet<BR>ederlerdi. Biz dilediğimiz her şeyi yapma kudretine sahibiz&#8221;82<BR>Başka bir âyette ise Hz. Davud&#8217;a verilen bu yeteneğin &#8220;Allah tarafından bir imtiyaz&#8221;<BR>olduğu belirtilerek: &#8220;Ey dağlar! Ey kuşlar! Onunla beraber tesbih edin, şevke gelip Allah&#8217;ın<BR>yüceliğini terennüm edin.&#8221; denildiği vurgulanmaktadır. Diğer bir ayette ise &#8220;Biz sabah akşam<BR>kendisiyle zikir ve ibadet etmeleri için dağları, toplu haldeki kuşları onun hizmetine vermiştik.<BR>Her biri onun âhengine katılır, beraber zikrederlerdi&#8221; denilmektedir83.<BR>Arapların gündelik hayatlarında en çok haşir-neşir oldukları hayvanın deve olduğu<BR>söylenebilir. Bunu klasik Arap şiirinde ve kültüründe olduğu kadar çağdaş Arap kültüründe<BR>görmek mümkündür. Arapların büyük atası Hz. İbrahim&#8217;den bu yana devenin nasıl bir öneme<BR>sahip olduğu şu ayette görülebilir:<BR>&#8220;Biz vaktiyle İbrâhim&#8217;e Beytullahın yerini belirlediğimiz zaman: &#8220;Sakın Bana hiç bir şeyi<BR>ortak koşma ve Ben&#8217;im Mâbedimi tavaf ederken, kıyamda, rükûda veya secdede olarak ibadet<BR>edenler için tertemiz tut!&#8221; Hem bütün insanları hacca dâvet et ki gerek yaya, gerek uzak<BR>yollardan gelen yorgun argın develer üzerinde sana gelsinler&#8221;84.<BR>Devenin Arapların hayatındaki öneminden olsa gerek Kur&#8217;an daha ilk ayetlerinde Arapları<BR>devenin yaratılışına dikkat etmelerini ve ondan Allah&#8217;ın varlığı için kanıtlar görmelerini ister. &#8220;O<BR>kâfirler bakıp düşünmezler mi: (Mesela) deve nasıl yaratılmış85?<BR>80 Kutub, age, c. 11, 129-130.<BR>81 105. Fîl, 1-3.<BR>82 21. Enbiyâ&#8217;, 79. Ayrıca bkz.: 34. Sebe&#8217;, 10; 38. Sâd18-19)<BR>83 38. Sâd, 18-19.<BR>84 22. Hac, 26-28.<BR>85 88. Gâşiye, 17. Devenin adı geçen diğer bazı ayetler için bkz.: 22. Hacc, 36 &#8211;37; 26.<BR>Şuarâ&#8217;, 157.<BR></DIV><strong></strong><DIV><strong>g) Yaratılanlar Allah&#8217;ın İnsan&#8217;a bir Emanetidir</strong><BR>Daha önce de işaret edildiği gibi, Kur&#8217;an&#8217;ın ortaya koyduğu çevre anlayışının temeli,<BR>insan dâhil bütün mahlûkatın (canlı-cansız) Allah tarafından yaratıldığı esasına dayanır. Gökleri<BR>ve yeri ile tüm alemi yaratan Allah, insanı da &#8220;balçıktan yaratmış&#8221; sonra &#091;insan için&#093; bir ömür<BR>tayin etmiştir.86 Bu anlayışta insan-tabiat iki ayrı ve birbirine yabancı unsur değil, aynı Yaratıcı<BR>tarafından yaratılmış &#8220;topluluklar (ümmet)dır.&#8221;87 İnsanla tabiat arasındaki farklılık bir derece<BR>farklılığı olup, insanın tabiatı ve tabiattaki mahlûkatı istediği gibi kullanmasını değil, aksine belli<BR>bir sorumluluk duygusuyla ve israf etmeden kullanmasını gerektirir. Allah&#8217;ın &#8220;her şeyi bir ölçüye<BR>göre yarattığı&#8221;88 göz önüne alınırsa, bu ölçüye dikkat etme ve onu bozmama görevinin insana<BR>düştüğü görülmektedir.<BR>Kur&#8217;an&#8217;ın, tabiatın yaratılışındaki teleolojik, nizamlı ve maksatlı yapısına sık sık yaptığı<BR>vurguyu hatırlatan İsmail R. Faruki&#8217;nin şu tespitleri insan-tabiat ilişkisini çok güzel<BR>özetlemektedir: Evvela, tabiat insanın değil, Allah&#8217;ın mülküdür. İkincisi, tabiat nizamı onda (belli<BR>kurallar dâhilinde) istediği değişiklikleri yapabilen insanın emrindedir. Tabiat uysal bir mahiyette<BR>yaratılmıştır. Üçüncüsü, insanın tabiattan yararlanmasında ve onu kullanmasında ahlaki<BR>davranma zorunluluğu vardır. Dördüncüsü, İslâm, insandan, tabii bilimleri ve tabiatın genel<BR>düzen ve güzelliğini oluşturan kanunları araştırmasını ve onları anlamasını ister.89 Tüm<BR>bunlardan dolayı, göklere, yere ve dağlara teklif edilen, fakat onların yüklenmekten çekindikleri<BR>ve korktukları &#8220;emanet&#8221; insana yüklenmiştir.90 Dahası, yeryüzünü insanoğluna &#8220;hizmete hazır,<BR>uysal bir binek gibi kılan da Allah; bizlere kendisinin takdir ettiği rızıklardan yiyip, istifade<BR>etmemizi belirtirken, &#8220;ölümden sonra dirilip O&#8217;nun huzuruna çıkacağınızı da bilin&#8221;91 diyerek<BR>sorumluluğumuzu ve yaptığımız her şeyin hesabını vereceğimizi de açık ve net olarak<BR>belirtmektedir.<BR>Bu açıdan bakılınca, İslami Dünya Görüşünün, Allah&#8217;ın yarattığı ve kendi varlığının<BR>ayetleri olarak bildirdiği ekolojik dengeleri, tabiattaki nizam, intizam ve düzeni bozan ve yok<BR>eden bir halifelik anlayışını onaylamadığı görülmektedir. Zira halife demek, vekil demektir.<BR>86 6.En&#8217;am, 1-2.<BR>87 6.En&#8217;am:38.<BR>88 54.Kamer: 49.<BR>89 Serdar, Ziyaüddin. Hilal Doğarken, Çeviri: Ş. Yalçın, (İstanbul: İnsan Yayınları, 1994) ss. 213-249.<BR>90 33.Ahzab: 72.<BR>91 67.Mülk, 15.<BR>Bunun anlamı ise, insanın Allah&#8217;ın yeryüzünden sorumlu tuttuğu, yeryüzünün sorumluluk ve<BR>korunmasını ona bıraktığı tek varlıktır. Bu vekil, bu âlemi belli bir düzen, denge ve ahenkle<BR>yaratan Zat&#8217;ın emanetine ihanet edemez. Bu düzeni ve ahengi bozduğu ve tahrip ettiği anda artık<BR>o kötü bir vekil olarak anılacaktır.<BR>İslâm, Allah&#8217;ın nimeti, lütfu ve emaneti olarak gördüğü tabiattan faydalanılmasına izin<BR>verir, ama bu faydalanma gereksiz (keyfî) kullanımı icap ettirmez. Zira İslam&#8217;ın temel<BR>öğretilerinden birisi ahiret inancıdır. Buna göre tüm insanlar âlemlerin Rabbinin büyük<BR>huzurunda toplanırlar; iyi-kötü hayatlarının hesabını veririler. İnançlı ve duyarlı Müslüman birey,<BR>sadece insanlara değil, bütün mahlûkata yaptıklarından sorumlu olduğunu ve bunlardan dolayı<BR>bir gün hesaba çekileceğini hiçbir zaman unutamaz. Kur&#8217;an&#8217;ın şu ayeti bu konuda tüm<BR>Müslümanları uyarmaktadır: &#8220;Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür. Kim de zerre kadar<BR>kötülük yapmışsa onu görür.&#8221;92 Hz. Peygamber de "Kıyamet günü hak sahiplerine haklarını<BR>mutlaka eda edeceksiniz. Öyle ki kabış (boynuzsuz) koyun için, boynuzlu koyundan kısas<BR>alınacak, taşa (niye bir başka) taş üzerine yüklenip kaldığından; adamın adamı niye<BR>yaraladığından sorulacak" buyurarak bizleri uyarmıştır.93 Kısacası, halife olan insan, öteki<BR>alemde &#8220;emanete&#8221; karşı nasıl davrandığı ve muamele ettiğinden hesaba çekilecektir.<BR>Böylece Müslüman, dünya nimetlerinden yararlanırken sınırsız ve sorumsuz bir tüketim<BR>anlayışıyla hareket edemez. Aksine o, bütün hareketlerini ve tüketim biçimlerini İslâm&#8217;ın iktisat<BR>ilkesine dayandırmak zorundadır. Dünyadaki kaynakların sınırlı olduğunun her gün daha iyi<BR>anlaşıldığı; sürdürülebilir kalkınma ve ekonomi modellerinin tartışıldığı bir ortamda, Kur&#8217;an&#8217;ın<BR>her şeyi &#8220;Allah&#8217;ın bizlere bir nimeti ve lütfu olarak&#8221; sunan anlayışını daha iyi vurgulamak<BR>gerektiği açıktır.<BR></DIV><DIV><strong>h) İsraf günahtır</strong><BR>Bu açıdan bakılınca, Allah&#8217;ın tüm nimetlerini takdir etmek ve onların karşılığında Allah&#8217;a<BR>şükretmek ahlaki bir sorumluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Kur&#8217;an&#8217;ın israfı yasaklamasının<BR>nedeni de bu bağlamda daha iyi anlaşılmaktadır. Kur&#8217;an, Allah&#8217;ın nimetlerini ayet olarak<BR>görmeyen/göremeyen, onlar üzerinde derin derin düşünüp gerekli dersleri çıkarmayan; sonuç<BR>olarak da Allah&#8217;a teşekkür yerine, nankörlük eden ve O&#8217;nun sunduğu nimetleri hoyratça kullanan<BR>kimseleri kınar. Bu davranışı ortadan kaldırmaya çalışır. Kur&#8217;an bu konunun önemini şöyle<BR>vurgulamaktadır: &#8220;Yiyiniz, içiniz ama israf etmeyiniz. Zira Allah israf edenleri sevmez&#8221;94.<BR>92 99.Zilzal: 7-8.<BR>93 Müslim, Birr 60, (2582); Tirmizi, Kıyamet 2, (2422).<BR>94 7. A&#8217;râf, 31.<BR>Nimetlerin israf edilmesi, Allah&#8217;ın sevgisinden mahrumiyetle karşılanmakta; &#8220;yakınlarına,<BR>yoksula, yolda kalmışa hakkını vererek&#8221; yardım etmek emredilirken, &#8220;sakın saçıp savurma&#8221;<BR>denilerek &#8220;savurganların şeytanların kardeşleri&#8221; olduğuna dikkat çekilmektedir95.<BR>İsraf, sadece doğal kaynakların bilinçsizce tüketilmesi değil, aynı zamanda tüm bu<BR>nimetlerin yaratıcısı ve sahibi olan Allah&#8217;a karşı da bir saygısızlıktır. Bu nedenle İslam&#8217;a göre<BR>yeme-içme helal, ancak israf haramdır. Savurganlık ve aşırı tüketim sadece bizleri değil, gelecek<BR>nesilleri de etkileyecektir. Ayrıca &#8220;Şüphesiz, Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır&#8221;96<BR>buyrulduğu göz önüne alınırsa, bu ölçüye dikkat etme ve onu bozmama görevinin insana<BR>düştüğü görülmektedir.<BR>Modern çevre anlayışı ve bilincinin en temel ilkelerinden birinin doğal kaynakları israf<BR>etmeme, doğal niteliğini bozmama, yeniden kullanma, sürdürülebilirlik olduğu düşünülürse,<BR>Kur&#8217;an&#8217;ın etrafımızdaki varlıklarla ilgili olarak &#8220;ayet, nimet, şükür ve israf etmeme&#8221;<BR>bağlamındaki vurgusunun anlamı daha iyi anlaşılmaktadır. Kur&#8217;an&#8217;ın çizdiği insanın davranış<BR>modeline bakıldığında, etrafındaki varlık âlemini, O&#8217;nun varlığının delili olarak gören; bu<BR>nimetlere karşı ahlâkî bir tutumla teşekkür eden ve bu nimetlerin kullanımında her türlü aşırılık,<BR>keyfilik ve savurganlıktan kaçınan bir insan tipolojisi karşımıza çıkmaktadır.<BR><strong>Sonuç</strong><BR>Kur&#8217;an indiği toplumun öncelikle kendisi ve âlemle ilgili kavrayışını kökten<BR>değiştirmiştir. Tevhid merkezli yeni bir âlem ve insan modeli oluşturmuştur. İslam&#8217;ın öz ve<BR>temelini ifade eden kavram temel kavram Tevhid, yani Allah&#8217;ın birliği, kavramıdır. Allah&#8217;ın<BR>birliği insanlığın ve tabiatın birliğinde de kendini göstermektedir.<BR>Bütün kâinat Allah tarafından yaratılmıştır. Gökleri güneş, ay ve yıldızlarla; yeryüzünü<BR>çiçekler, ağaçlar, bağlar, bahçeler ve çeşitli hayvan türleriyle süsleyen Allah&#8217;tır. Yeryüzünde<BR>suları akıtan, gökleri (direksiz) tutan, yağmurları yağdıran, gece ve gündüz arasındaki sınırı<BR>koruyan yine Allah&#8217;tır. Kâinat bütün zenginliği ve canlılığıyla Allah&#8217;ın, yani kâinatın<BR>yaratıcısının eseri ve sanatıdır. Bitkileri ve hayvanları çift olarak yaratan ve onların çoğalmasını<BR>sağlayan da yine Allah&#8217;tır. Allah daha sonra da insanoğlunu yaratmıştır.<BR>Bizler Allah&#8217;ın yeryüzündeki emanetçileri ve halifeleriyiz. Tabiatın ve dünyanın<BR>efendileri olmadığımız gibi, dünya da dilediğimiz gibi tasarruf yapacağımız veya<BR>95 17. İsrâ&#8217;, 26-27.<BR>96 54. Kamer, 49.<BR>yapabileceğimiz bir malımız değildir. Tabiat, Allah tarafından yaratılmıştır ve Allah&#8217;ındır.<BR>Tabiattaki her şey de Allah&#8217;ın varlığının bir ayeti, yani işareti ve belgesidir.<BR>Tabiatın bu kutsal ve manevi boyutuna ısrarla dikkatimizi çekilirken, bunun arkasından da<BR>Allah tarafından yaratıldığımızı ve hesap vermek için tekrar ona döneceğimiz vurgulanır. Bunun<BR>anlamı: Bütün yaptıklarımızdan, yani iyi yaptıklarımızdan da kötü yaptıklarımızdan da sorumlu<BR>olduğumuzdur. Halife olan insan, ahiret günü emanete karşı nasıl davrandığı ve muamele<BR>ettiğinden hesaba çekilecektir.<BR>Ahiret günü sadece insan-insan ve insan-toplum bağlamında hesap verilmeyecektir. İnsantabiat<BR>bağlamında da inanan insanlar eylemlerini ve davranışlarının hesabını verecekleridir.<BR>Kısacası, her samimi Müslüman, çevremizi ve içindeki tüm canlıları onları yaratan ve bizlere<BR>emanet eden Rabbimiz adına sevmek ve korumakla yükümlüdür. Bu kanuni bir yükümlülükten<BR>daha çok sevgi temelli ahlaki bir yükümlülüktür.<BR>Bu âlem tıpkı Allah&#8217;ın emirlerine boyun eğen insan gibi onun emirlerine teslim olan, bu<BR>âlemdeki hayvanlar ise insan toplulukları gibi bir ümmettir. Bu yeni âlemde her şey kendisine<BR>mahsus diliyle Allah&#8217;ı tesbih eder. Dahası kâinat ve içindeki her şey Allah&#8217;ın emirleri<BR>doğrultusunda hareket eder. Bu nedenle &#8220;tabiat kanunları da O&#8217;nun iradesinin yerine<BR>getirilmesinden başka bir şey&#8221; değildir. Böyle olunca, Müslüman&#8217;ın gözünde kâinat, Allah&#8217;ın<BR>emri ve fiili sayesinde hareketli, yaşayan bir tiyatro sahnesine dönüşüyordu97.<BR>İslâm&#8217;ın rolü, insanın nihâî iyiliğini gözeterek gökle yer arasında barış (selam) ve dengeyi<BR>tesis etmektir. Gerçekliğin hiyerarşik mahiyeti gözönüne alındığında, doğaldır ki&#8212;bizim ilk ve<BR>son çevremiz olan&#8212;&#8216;ihata edici &#091;el-Muhit&#093;&#8217; ile selam içre olmamız yakın çevremiz ile ahenk<BR>içinde olmamızın ön şartıdır. Biz Allah ile ahenk içinde yaşamadıkça kosmosla ahenk içinde<BR>yaşayamayız. İnsan, Allah&#8217;ın halifesi olarak kendisine emanet edilen teb&#8217;asına ancak Allah'ın<BR>kendisi üzerindeki hükümranlığını kabul etmek şartıyla hükmedebilir. O Allah&#8217;a<BR>başkaldırdığında, mahlûkat da ona başkaldıracaktır98.<BR>97 Faruki, İsmail R., Tevhid, Ter.: Dilaver Yardım, İnsan Yayınları, İstanbul 1987, 69.<BR>98 Chittick ,William C. &#8220;Allah Herşeyi Çepeçevre Kuşatır&#8221;, Karakalem Dergisi, s. 13, 2004,<BR>&lt;</FONT></FONT><a href="http://karakalem.net/?article=928" target="_blank"><FONT size=3 face="Times New Roman, Times, serif">http://karakalem.net/?article=928</FONT></A><FONT size=3 face="Times New Roman, Times, serif">&gt;<BR><strong></strong></FONT></DIV><DIV><FONT size=3 face="Times New Roman, Times, serif"><strong>Kaynaklar:</strong><BR>Chittick ,William C. &#8220;Allah herşeyi çepeçevre kuşatır&#8221; Karakalem Dergisi, s. 13, 2004.<BR>&lt;</FONT><a href="http://karakalem.net/?article=928" target="_blank"><FONT size=3 face="Times New Roman, Times, serif">http://karakalem.net/?article=928</FONT></A><FONT size=3 face="Times New Roman, Times, serif">&gt;<BR>Draz, Abdullah, Kur&#8217;an&#8217;a Giriş, ter. Salih Akdemir, (Ankara: kitabiyat, 2000)<BR>es Sabunî Muhammed Ali, Saf ve tü&#8217;l Tefasir, (Tefsirlerin Özü), Ter: S. Gümüş&#8211;N. Yılmaz,<BR>(İstanbul: Yeni Şafak, 1995).<BR>Faruki, İsmail R. Tevhid, ter. Dilaver Yardım), (İstanbul: İnsan Yayınları, 1987)<BR>Fern, Richard L. Nature, God, and Humanity: Envisioning Ethics of Nature, (Cambridge:<BR>Cambridge University Press, 2002).<BR>Foltz, Richard, they Are Communities Like You: Animals in Islamic Traditionand Muslim<BR>Culture,(New York: 2005) basılıyor.<BR>Foltz, Richard, Worldviews, Religion, and the Environment, (Belmont: Wadsworrth, 2003).<BR>Izutsu, Toshihiko. İslam Düşüncesi Üzerine Makaleler, ter. Dr. Ramazan Ertürk, (İstanbul:<BR>ANKA, 2001).<BR>Izutsu, Toshihiko, Kur&#8217;an&#8217;da Allah ve İnsan, ter. Süleyman Ateş, (Ankara: Yeni Ufuklar<BR>Neşriyat, 1975).<BR>Kutub, Seyyid, Fi Zılali&#8217;l Kur&#8217;an (Kur&#8217;an&#8217;ın gölgesinde) ter. Hakkı Şengüler-Emin Saraç-Bekir<BR>Karlığa, (İstanbul: Hikmet yayınları, 1979). </FONT><a href="http://www2.ikraislam.com" target="_blank"><FONT size=3 face="Times New Roman, Times, serif">http://www2.ikraislam.com</FONT></A><FONT size=3 face="Times New Roman, Times, serif"> sitesindeki S.<BR>Kutub&#8217;un tefsiri kullanıldı ve basılı nüshası ile karşılaştırıldı.<BR>Nasr, Seyyid Hüseyin, İnsan ve Tabiat, ter.Nabi Avcı, (İstanbul: İşaret Yayınları, 1988).<BR>Serdar, Ziyaüddin. Hilal Doğarken, Çeviri: Ş. Yalçın, (İstanbul: İnsan Yayınları, 1994.<BR>Şengül, İdris, Kuran Kıssaları Üzerine, (İzmir: Işık Yayınları, 1994)<BR>Ulutürk, Veli, Kur&#8217;aı Kerim Allah&#8217;ıı Nasıl Tanıtıyor?, (İzmir: Çağlayan A.Ş., 1985).<BR>Yazır, Elmalılı M. Hamdi, Hak Dini Kur&#8217;an Dili, Sadeleştirenler: İ. Karaçam, E.<BR>Işık, N. Bolelli, A. Yücel, (İstanbul: Feza Gazeteceilik A.Ş.).<BR></FONT><a href="http://www2.ikraislam.com" target="_blank"><FONT size=3 face="Times New Roman, Times, serif">http://www2.ikraislam.com</FONT></A><FONT size=3 face="Times New Roman, Times, serif"> sitesindeki E. Hamdi Yazır&#8217;ın tefsiri kullanıldı ve basılı<BR>nüshası ile karşılaştırıldı.<BR>Yıldırım Suad, Kur&#8217;an-ı Hakim ve Açıklamalı Meali (İstanbul: Işık yayınları, 2002)</FONT>. </DIV><span style="font-size:10px"><br /><br />Düzenleyen admin - 08.Ocak.2010 Saat 10:02</span>]]>
   </description>
   <pubDate>Thu, 07 Jan 2010 09:37:30 +0000</pubDate>
   <guid isPermaLink="true">http://www.kureselisinma.org/forum_posts.asp?TID=227&amp;PID=229#229</guid>
  </item> 
  <item>
   <title>K&#252;resel Is&#305;nma : Küresel ısınma gerçek mi?</title>
   <link>http://www.kureselisinma.org/forum_posts.asp?TID=226&amp;PID=228#228</link>
   <description>
    <![CDATA[<strong>Yazar:</strong> <a href="http://www.kureselisinma.org/member_profile.asp?PF=1" rel="nofollow">admin</a><br /><strong>Konu:</strong> Küresel ısınma gerçek mi?<br /><strong>Gönderim Zamanı:</strong> 05.Ocak.2010 Saat 15:44<br /><br /><a href="http://www.yesilbilgi.org/YESILBILGI/ROPORTAJLAR/ROPORTAJ/GP_569968" target="_blank">http://www.yesilbilgi.org/YESILBILGI/ROPORTAJLAR/ROPORTAJ/GP_569968</A>]]>
   </description>
   <pubDate>Tue, 05 Jan 2010 15:44:32 +0000</pubDate>
   <guid isPermaLink="true">http://www.kureselisinma.org/forum_posts.asp?TID=226&amp;PID=228#228</guid>
  </item> 
  <item>
   <title>&#304;klim De&#287;i&#351;ikli&#287;i : İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE SU KAYNAKLARI</title>
   <link>http://www.kureselisinma.org/forum_posts.asp?TID=225&amp;PID=227#227</link>
   <description>
    <![CDATA[<strong>Yazar:</strong> <a href="http://www.kureselisinma.org/member_profile.asp?PF=1" rel="nofollow">admin</a><br /><strong>Konu:</strong> İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE SU KAYNAKLARI<br /><strong>Gönderim Zamanı:</strong> 05.Ocak.2010 Saat 14:40<br /><br /><DIV style="TEXT-ALIGN: left; LINE-HEIGHT: 150%; DIRECTI&#079;N: ltr">İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE SU KAYNAKLARINA ETKİSİ</DIV><DIV style="TEXT-ALIGN: left; LINE-HEIGHT: 150%; DIRECTI&#079;N: ltr"><strong>Zekai Şen</strong></DIV><DIV style="TEXT-ALIGN: left; LINE-HEIGHT: 150%; DIRECTI&#079;N: ltr">Su Vakfı Başkanı; İTÜ Öğretim Üyesi; Zemzem Suları Araştırma Merkezi Müsteşarı ve IPCC Çalışma Grubu Üyesi</DIV><DIV style="TEXT-ALIGN: left; LINE-HEIGHT: 150%; DIRECTI&#079;N: ltr"><strong>ÖZET</strong></DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dünyanın birçok bölgesinde hem artış hem de azalma olarak nehir akış hacminde meydana gelen görünür eğilimler mevcuttur. Bunlar sadece bölgelerdeki hava sıcaklığı veya yağışlardaki değişikliklerle açıklanamaz. Ancak buzullarda geniş çaplı ve gittikçe artan bir gerileme ve pek çok bölgede ilkbahar ile kış aylarında nehir akışlarında zaman içinde ileriye ve geriye doğru kaymalar iklimlerde meydana gelen değişimlerle açıklanabilmektedir. İklim değişiminin, dere akışları ve zemin suyu beslenmesi üzerindeki etkisi her bölgede yağışlarda görülen değişmelere göre etkisi vardır. Dünyanın bazı bölgelerinde senaryolar arasında değişimin yönü tutarlıdır ama değişimin büyüklüğü tutarlı değildir. Dünyanın bazı bölgelerinde ise, değişimin yönü belli değildir. Kar yağışının, su dengesinin halen önemli bir unsuru olduğu pek çok bölgede, en yüksek yüzey akış hacmi ilkbahar aylarından kışa doğru kayabilir. Buzullardaki gerileme büyük bir ihtimalle devam edecektir ve pek çok küçük buzul ortadan kaybolabilir.&nbsp; Su kalitesi, genel olarak daha yüksek su sıcaklığının sonucunda bozulmaya uğrayabilir, ancak bölgesel olarak daha yoğun akışların etkisi bunu telafi edebilir. Daha düşük akışlar, su kalitesi bozulmalarını arttıracaktır. Çoğu bölgede, su baskınlarının (taşkın) büyüklüğü ve sıklığı artabilir. Pek çok bölgede ise düşük akış olayları azalabilir. Nüfus artışı ve ekonomik kalkınma yüzünden suya yönelik talep genel olarak artmaktadır, fakat bazı ülkelerde düşmektedir.&nbsp; Belediyeler ve sanayiden gelen taleplerin iklim değişimi tarafından etkilenmesi pek mümkün değildir, ancak sulama için çekilen su miktarlarını etkileyebilir. İklim değişiminin su kaynakları üzerindeki etkisi, sadece nehir akışında ki hacim, zamanlama (kar erimesi), nitelik ve zemin suyu beslenmesinde meydana gelen değişmelere bağlı değildir. Aynı zamanda sistem özelliklerine, sistemin üzerinde meydana gelen değişken baskılara, sistem yönetim evrimine ve nihayet&nbsp; iklim değişmesine yönelik&nbsp; tedbirlerin uygulanmış olmasına bağlı olmaktadır. </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İklimle ilgili olmayan değişmeler, iklimle ilgili olan değişmelerden çok daha büyük bir etki gösterebilmektedir. Yönetimsiz sistemlerin en çok iklimlerde meydana gelen değişmeler tarafından etkilenmesi mümkündür. İklimlerdeki değişme, ek belirsizlikleri ilave ederek mevcut su kaynaklarının yönetimine meydan okumaktadır. Ancak, uyarlanabilir (adaptif) kapasiteye (spesifik olarak, entegre su kaynak yönetimini uygulama kabiliyeti), dünyanın çeşitli yerlerinde eşit olarak rastlanmaktadır.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bu yazıda, yazar tarafından fazla bir yenilik getirmeden, dünya iklim degişikliğinin su kaynaklarına olan etkilerini, aktif üyelerinden birisi olarak IPCC (Intergovernmental Panel on Climate Change) isimli Birleşmiş Milletlerin Dünya Meteoroloji Teşkilatı ile beraber kurdukları bir kuruluşun bu konudaki görüşlerinin Türkçe literatüre aktarılması yapılmıştır.</DIV><DIV style="TEXT-ALIGN: left; LINE-HEIGHT: 150%; DIRECTI&#079;N: ltr"><strong>GİRİŞ</strong></DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İklim değişmesi hidrolojik çevrim, su kaynakları, onların yerel-bölgesel-küresel yönetimi ve dağıtımı üzerine gün geçtikçe daha da fazla etki eder hale gelmektedir. Bu etkiler çok yavaş ve uzun yıllar sırasında ortaya çıkacaktır ve bunun zararlı sinyallerini insanlık bugünden hisseder hale gelmiştir. Bu sebeple dünyanın değişik yerlerinde su kaynaklarının alan ve zaman davranışlarında önceden yaşanmamış değişimler görülmektedir. Bugünden itibaren her su kaynağı geliştirilme çalışmasında iklim değişikliği etkileri mutlaka irdelemelidir. Küresel ısınmanın sonuçlarına karşı duyduğumuz kaygının en başlangıcından beri, suyun kara, deniz ve hava arasındaki çevrim hareketinde meydana gelen değişmelerin, ekonominin pek çok sektöründe, toplumda ve çevrede önemli ve geniş çaplı etkilerin sürmesi, geniş çevrelerce kabul edilen bir gerçektir. Örneğin pek çok kara ve su ekosistemlerin özellikleri, belirgin bir biçimde suyun mevcudiyeti ile etkilenmektedir. Sulak alanların ekosistemlerinde, ırmaklar ve akiferlerdeki suyun kalitesi tarafından da etkilenmektedir. Su, insan hayatının ve pek çok faaliyetlerin ayrılmaz bir parçasıdır. Bunun en çarpıcı örneği tarımdır. Ancak sanayi, elektrik üretimi, ulaşım ve atıksu yönetimi için de hayati önem taşımaktadır. Bununla beraber, temiz suyun mevcudiyeti ekonomik kalkınmayı da etkiler. </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sonuç olarak, iklim değişmesinin hidrolojinin üzerindeki etkisini su çevrimine ve su kaynaklarını da insan ve çevre su kullanımına odaklayarak inceleyen pek çok çalışma yapılmıştır. Bunların çoğunluğu, su dengesinde meydana gelebilen değişmeler, örneğin yıl boyunca nehir, çay, ırmak ve dere akışlarında meydana gelen değişiklikler üzerine odaklamıştır. Çalışmaların daha küçük bir bölümü, bu değişmelerin su kaynakları üzerindeki etkisini, örneğin, bir su haznesinin güvenilirliği veya sel riski incelemiş bulunmaktadır. Daha az sayıda çalışma, mümkün uyum (adaptasyon) stratejilerini net bir şekilde irdelemiştir. Aynı zamanda&nbsp; su sektöründe iklim değişimine uyum için ortaya çıkan fırsatlar ve kısıtlamaların değerlendirilmesi de göz önünde tutulmalıdır. Bu değerlendirmede, yalnız iklim değişmesini özel olarak inceleyen az sayıda çalışmadan değil, bununla beraber su sektörünün farklı kesimleri içindeki genel anlamda değişen durumlara uyum sağlama birikiminden yola çıkmaktadır.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İlk başta, iklim değişmesinin, hidrolojik sistem ve çevrim ile su kaynakları üzerine baskı yapan pek çok unsurdan biri olduğunu vurgulamak gerekmektedir. Değişen toprak kullanımı ve toprak yönetim uygulamaları (tarım kimyasallarının kullanımı gibi) hidrolojik düzeni değiştirmektedir. Sonuç olarak, su kaynakları miktar ve kalıtesınde gün geçtikçe kötüye gitme meydana gelmektedir. Genel olarak, değişen talepler bazı ülkelerde kişi başına talebin düşmesine rağmen, mevcut kaynaklar üzerindeki baskıyı arttırmaktadır. Su yönetiminin hedefleri ve süreçleri de değişmektedir. </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Pek çok ülkede, &#8220;sürdürülebilir&#8221; su yönetimine ve su çevresinin ihtiyaçlarına yönelik bir hareket ortaya çıkmaktadır. Mesela, 1992&#8217;de düzenlenen Uluslararası&nbsp; Su ve Çevre Konferansı&#8217;nda kabul edilen Dublin Beyanatı (Dublin Statement) su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımını özendirmek ve mevcut kaynakların bozulmasını önlemek amacıyla yayınlanmıştı. Sağlıklı içme suyuna ulaşım, gıda üretimi için su, su kaynaklarının fazla kullanımı ve bundan kaynaklanan çevresel denge bozulması ve su kalitesinde meydana gelen düşüşün nedenleri iklim değişikliği tesiri altında araştırılmalıdır. Bu konuların kapsamı ve önemi ülkeden ülkeye değişmektedir. 1990&#8217;lı yılların son döneminde, su ile ilgili sorunların çözülmesine yönelik birkaç küresel girişimde bulunuldu.&nbsp; İklim değişmesinin etkileri ve iklim değişmesiyle uyum sağlanması,&nbsp; öteki baskılar ve su sektöründe meydana gelen değişimler çerçevesinde değerlendirilmelidir.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Son on yıl içinde ve özellikle İkinci Değerlendirme Raporu&#8217;nun yayınlanmasından sonra (İDR) (Arnell ve diğerleri, 1996: Kaczmarek, 1996; Gleick, 1999), iklim değişmelerinin hidroloji ve su kaynakları üzerinde gösterdikleri etkiler hakkında pek çok etüt yapılmıştır. Bazıları, ulusal araştırma programlarına koordine edilmiş bazıları da su yönetim kuruluşlarınca yaptırılmıştır. Ancak hala pek çok boşluk ve bilinmeyen unsur vardır. Bu yazıda çoğunlukla, iklim değişinin su kaynakları üzerindeki etkileri, mevcut yorumları ve uyum konusunda atılacak adımları değerlendirmektedir. Bu bölüm, İDR ardından üç kilit noktada ortaya çıkan önemli gelişmeleri vurgulamaktadır, yani metodolojik gelişmeler, iklim değişkenliği etkisinin gittikçe daha fazla kabul görmesi, iklim değişmelerine uyum sağlamak için sarfedilen ilk çabaları da irdelemektedir.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 1.3pt; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İklim değişmesinin hidroloji üzerindeki etkileri çoğu zaman genel dola;im modellerinin çıktı verilerinden başlayarak, bir hidrolojik modele yapılan iklim girişlerdeki değişimler için senaryolar tanımlayarak gerçekleştirilmektedir. Bu noktadaki üç kilit gelişme (a) hidrolojik etki değerlendirilmelerine uygun olan senaryoları üretmek, (b)&nbsp; gerçekçi hidrolojik modelleri geliştirmek ve kullanmak ve (c) iklim ile hidrolojik sistemler arasındaki bağlantıları ve geri itilim sürecini (feedback) daha iyi anlamaktan ibarettir.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr"><strong>SU SEKTÖRÜNDE İKLİM DEĞİŞMESİNE UYUM</strong></DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Su yönetimi, risklerin en aza indirilmesini ve değişen durumlara (genellikle değişen taleplere) uyumu esas almaktadır. On yıllık dönemler boyunca su sektöründe geniş yelpazeli uyum teknikleri geliştirilip uygulanmaktadır. Çok kullanılan bir sınıflandırma sistemi, artan kapasite (örneğin, baraj, su haznesi veya yapısal sel önleme sistemlerinin inşası), mevcut yapılar ve sistemler için işletme kurallarını değiştirme, talep yönetimi ve kurumsal uygulamaları değiştirme gibi yaklaşımlar arasında ayırım yapmaktan ibarettir. İlk iki yöntem, &#8220;arza bağlı&#8221; stratejiler, son iki yöntem ise &#8220;talebe bağlı&#8221; stratejiler olarak adlandırılmaktadır. Son birkaç yıl içinde, talebe bağlı tekniklere karşı olan ilgi iyice artmıştır. "Dünya Bankası" gibi uluslararası ajanslar ve "Küresel Su Ortaklığı" gibi girişimler, kaynakların daha etkili bir şekilde yönetilmesi için su kaynakları yönetimi ve fiyatlandırılması için yeni yöntemleri özendirmektedir. (Kindler, 2000). Bu çalışmalar, büyük ölçüde iklim değişmesinden bağımsız olarak yürütülmektedir. </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Su yönetim uygulamalarındaki değişimler, iklim değişmesinin su sektörünü nasıl etkileyeceğini hissedilir bir şekilde gösterir. Bazı ülkelerdeki su yöneticileri, iklim değişmesini özel ve net bir şekilde ele almaya başlamıştır. Bunun uygulanmasında başvurulan yöntemler henüz iyi tanımlanmamıştır. Hem ülke içinde hemde ülkeler arasında uzun vadeli su kaynak planlaması için yürürlükteki kurumsal düzenlemeler tam geliştitilememiştir. Su idarelerinden, düzenleyeciler tarafından, gelecekteki kaynak ve böylece yatırım tahminlerini değerlendirirken, iklim değişmesini &#8220;göz önünde bulundurmaları&#8221; istenmiştir. Amerika Birleşik Devletleri de su idarelerinden, sistemlerinin pek mümkün iklim değişmelerine karşı zaaf gösterme imkanını incelemelerini istemiştir.(AWWA, 1997).</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Su idarelerinin genel olarak yönetim uygulamalarını değiştirme veya iklim değişmesini bunlara dahil etme kabiliyeti, ülkeler arasında büyük farklılık göstermektedir. </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr"><strong>İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE YAĞIŞLAR</strong></DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yağışlar, mekan ve zaman içinde, su dengesindeki değişkenliğin belli başlı kaynağıdır. Yağışlarda meydana gelen değişmeler, hidroloji ve su kaynakları için çok önemli sonuçlar doğurabilir. Belli bir su havzasında zaman içinde meydana gelen hidrolojik değişkenlik, günlük, mevsimsel, yıllık ve onyıllık zaman zarfları içinde yağışlarda başgösteren değişkenlik tarafından etkilenmektedir. Sel sıklığı, yıllar arasında (yıldan yıla) yağışlarda gözlenen değişkenlikle kısa vadeli yağış miktarlarında meydana gelen değişimler (sağnak yağış gibi) tarafından etkilenmektedir. Düşük veya kuraklık düzeyinde olan yüzey akışlarının sıklığı, en çok yağışların mevsimsel dağılımında meydana gelen değişimler, yıldan yıla değişkenlik ve uzun kuraklık dönemleri tarafından etkilenmektedir.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dünyanın çeşitli bölgelerinde farklı eğilimler mevcuttur; örneğin Kuzey Yarıkürenin orta ve yüksek enlemlerinde (kutuba yakın bölgelerde), özellikle sonbahar ve kış aylarında bir artış ve her iki yarıkürede, tropik ve alt-tropikal bölgelerde bir azalma mevcuttur.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bugünkü iklim modelleri, yüksek ve orta enlemlerde ve çoğu ekvator bölgesinde yıllık yağışlarda iklim değişmesinin sonucu olarak ortaya çıkan artışların ve alt-tropik bölgelerde görünen azalmaların simülasyonunu yapmaktadır (Carter ve Hulme, 1999). Ancak dünyanın pek çok geniş coğrafyasında, küresel ısınmaya bağlı olan değişmeler doğal olarak büyük bir zaman zarfını kapsayan on yıllık dönemlerde meydana gelen değişkenlikle kıyaslandığı zaman küçük kalmaktadır. Mevsimsel yağışlardaki değişmeler, alansal olarak daha da değişken olup, bir bölgenin klimatolojisinde meydana gelen değişmelere bağlıdır. Genel olarak, kara üzerinde gözlenen en büyük yağış değişmeleri (yüzdelik olarak), iklim modelleri arasında büyük farlılıklar olmasına rağmen, kutuba yakın bölgelerde, bazı ekvatoryal bölgelerde ve Güneydoğu Asya&#8217;da bulunmaktadır.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yakın zamana kadar çok az sayıda iklim modeli tarafından temsil edilen yıllık değişkenlikte mümkün değişmeleri yansıtan tahminler yayınlanmıştır. Bunlar hem mevcut kısa dönem ölçümleri, hem de iklim modellerinin kesin olarak iklim değişkenliğinin, gözlenen eğilimlerini üretmediği kanaatini ortaya koymaktadır. Son zamanlarda meydana gelen bilimsel gelişmeler bazı küresel iklim modelleri, El Nino gibi etkenleri gittikçe artan üretme yeteneklerini içermektedir (Meehl ve Washington, 1996); Yıllık değişkenlikte ortaya çıkan değişmelerin değerlendirilmesinin artık mümkün olabileceğine işaret edilmektedir. Küresel ısınmanın sonucu olarak gerçekleşen mevsimsel ve yıllık yağış toplamlarının nispi değişkenliğinde bir artış görülmektedir (Hulme ve Jenkins, 1998). Sağnak yağış sıklığında meydana gelebilecek değişmelerin çoğunlukla kaba alansal çözünürlüğü yüzünden küresel iklim modellerinden çıkarılması oldukça zordur. Ancak, sağnak yağış sıklığının genel olarak küresel ısınma ile birlikte artacağına dair işaretler mevcuttur (Henessy ve diğerleri, 1997; Mc Guffie ve diğerleri, 1999). Bu beyanata duyulan güven, küresel iklim modellerine duyulan güvene bağlıdır. Daha genel bir şekilde anlatmak gerekirse,&nbsp; genel dolaşım modellerini yağış tahminlerindeki belirsizlik, büyük ölçüde onun hidrolojik sistemler ile su kaynaklarının üzerindeki etkisinin değerlendirilmesinde mevcut olan belirsizliği tayin eder.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Artan sıcaklıklar, yağışların daha küçük bir bölümü kar şeklinde olacağı anlamına gelebilir. Şu sıralarda kar yağışının marjinal olduğu bölgelerde kar artık yağmayabilir ve bunun hidrolojik rejimler için çok önemli sonuçları mutlaka olacaktır. Bu tehminler, yağış büyüklüğünde meydana gelebilecek mümkün değişmelerden daha az belirsizdir.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr"><strong>İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE BUHARLAŞMA</strong></DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kara yüzeyinden gerçekleşen buharlaşma, açık su yüzeylerinden, topraktan, sığ zemin suyundan, bitki örtüsünde depolanan sulardan, bitkilerde meydana gelen terlemeden de meydana gelmektedir. Kara yüzeyinden buharlaşma oranı, her şeyden önce meteorolojik unsurlara bağlıdır. Bitki örtüsü ve toprak özellikleri ise olayda aracılık yaparak mevcut su miktarı tarafından kısıtlanmaktadır.&nbsp; İklim değişimi henüz net olarak anlaşılmayan ortak bir şekilde bütün bu faktörleri etkileme potansiyeline sahiptir. İyice sulanmış bir kara yüzeyinin, buharlaşmanın (potansiyel buharlaşma) üzerindeki belli başlı meteorolojik etki unsurları şunlardır. </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; (a) mevcut enerji miktarı net radyasyon ile karakterize edilmektedir, </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; (b)&nbsp; havanın nem içeriği (nem, su buharı içeriği ve hava sıcaklığının bir işlevidir), ve </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; (c) yüzeyin üzerinden hava hareket oranı rüzgar hızının bir işlevidir. Artan sıcaklık, havanın su tutma kapasitesini&nbsp; arttırdığı için genellikle artan potansiyel buharlaşma ile sonuçlanmaktadır. Başka meteorolojik etkilerden meydana gelen değişmeler, sıcaklıktaki artışı abartabilir veya dengeleyebilir. Artmış su buhar içeriği ve daha düşük net radyasyonun daha düşük buharlaşma talepleriyle sonuçlanması mümkündür. Ancak, farklı meteorolojik modellerin nispi önemi, coğrafik olarak değişmektedir. Örneğin, kuraklık bölgelerinde potansiyel buharlaşma enerji tarafından güdümlenmekte, atmosferik nem içeriği tarafından kısıtlanmaktadır ve bu yüzden de nem oranında meydana gelen değişmeler nispeten önemsizdir. Nemli bölgelerde, atmosferin nem içeriği buharlaşmanın önemli bir kısıtlayacısıdır. Bu yüzden nem oranında meydana gelen değişmeler buharlaşma oranını önemli derecede etkilemektedir.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Buharlaşma süreci etkisinin, temel olarak alınan iklime değişik&nbsp; etkilerin nispi önemine ve değişimin miktarına bağlı olduğu gösterilmiştir. Potansiyel buharlaşmadaki artışların, büyük ölçüde daha yüksek sıcaklığın sonucu olan buhar basıncı açığı sonucunda meydana gelen artışlara bağlı olduğu öğrenilmiştir. </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bitki örtüsü, çeşitleri ve özellikleri buharlaşma olayında çok önemli rol oynamaktadır. Yağışın azalması büyük ölçüde bitki örtüsünün türüne de bağlıdır. Farklı bitki örtüsü türleri, farklı terleme oranlarına sahiptir. Bununla beraber, farklı bitki örtüsü çeşitleri, bitki üzerindeki havada farklı türbülanslar ortaya çıkarır ve türbülans arttıkça buharlaşma da artar. Su havzasındaki bitki örtüsünde meydana gelen bir değişiklik &#8211; dolaysız, veya iklim değişmesinin sonucunda dolaylı olarak &#8211; bu yüzden su havzasındaki su dengesini etkeleyebilmektedir. </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bitkilerin, gözenek (stoma) yoluyla gerçekleşen terlemesi, atmosferdeki nem ve türbülans&nbsp; enerji tarafından güdümlenmesine karşın bitkiler de terleme olayını bir yere kadar görülmektedir. Özellikle suyun kısıtlayacı bir rol oynadığı durumlarda, pek çok bitkide gözenek iletkenliği, yaprağa yakın olan buhar basınç açığı düştükçe artmaktadır. Sıcaklık yükselirse veya kökler için daha az su mevcutsa sonuç olarak terleme azalır. Gözenek iletkenliğindeki kısa vadeli değişimler üzerine, atmosferdaki karbon dioksit (CO<SUB>2</SUB>) konsantrasyonlarının etkisi de eklenmektedir. Azalan CO<SUB>2</SUB> konsantrasyonları, C<SUB>2</SUB> bitkilerde gözenek iletkenliğini azaltır. Bitkilerin su kullanımı verimliliği bu yüzden önemli derecede artabilir&nbsp; (Morison, 1987). Bunun sonucu olarak, terlemede bir azalma da mevcuttur. Ancak, daha yüksek CO<SUB>2</SUB> konsantrasyonları, bitkide meydana gelen daha yüksek bir büyüme hızına bağlıdır. Bitkiler daha yüksek CO<SUB>2</SUB> konsantrasyonlarına kendisini ayarlayabilmektedir. CO<SUB>2</SUB> konsantrasyonlarının 550 ppmv&#8217;e arttırıldığı zaman toprak alanı birim başına düşen su kullanımında hissedilir bir değişme ortaya çıkarmaz. CO<SUB>2</SUB> zenginleşmesinin havza çapında buharlaşma üzerindeki etkileri konusunda ise büyük bir belirsizlik mevcuttur, fakat anlaşılmıştır ki gözenek iletkenliğinde azalmalar, ille havza çapında azalmış buharlaşma ile sonuçlanmaz.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Asıl buharlaşma oranı, su mevcudiyet oranı tarafından kısıtlanmaktadır. Yaz mevsiminde zemin suyunda meydana gelen bir azalma, buharlaşma taleplerinde gerçekleşen bir artışa rağmen, yine de herhangi bir havzada&nbsp; meydana gelen buharlaşmada azalma ile sonuçlanabilmektedir. </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr"><strong>İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE TOPRAK NEMİ</strong></DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Toprakta depolanan nem, tarım için hayati önem taşıyıp, asıl buharlaşma oranının yeraltı suyu beslenmesi yüzeysel akış suyu üretilmesi üzerinde de etkisi vardır.&nbsp; İklim değişmesinin toprak nemi üzerinde gözlenen yerel etkileri sadece iklim değişimi oranıyla değil, aynı zamanda&nbsp; toprak özellikleriyle de değişir. Toprağın su tutma kapasitesi, toprak nem açıklığında mümkün değişmeleri de etkileyecektir. Kapasite düşük olunca iklim değişmesine karşı hassasiyeti&nbsp; yüksek olur. İklim değişmesi de toprak karakteristiğini, belki&nbsp; su çekmişliği veya çatlama özellikleri vasıtasıyla etkileyebilir; bu olgular ise toprağın nem depolama özelliklerini teşhir edebilmektedir. Pek çok toprak türünün sızma kapasitesi ve su tutma kapasitesi, don olayının sıklığı ve yoğunluğu tarafından etkilenmektedir. Kömüşçü ve diğerleri (1998) iklim değişmesinin güneydoğu Anadolu&#8217;daki toprak nem mevcudiyeti için doğabilecek olasılıklı sonuçları irdeleyip, yaz aylarında önemli düşüşler de tespit etmiş bulunmaktadırlar.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr"><strong>İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE YERALTI SUYU KAYNAKLARI</strong></DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dünyanın geniş coğrafyalarında yaraltı suyu, özellikle kuraklık ve yarı-kuraklık bölgelerindeki kırsal alanlarda içme ve kullanma suyunun belli başlı kaynağıdır. Akiferin beslenmesi yağışlar, ırmaklar ve göller tarafından gerçekleştirilmektedir. Su, hızlı bir şekilde makro-gözenekler ve yarıklar&nbsp; yoluyla veya akiferin üstündeki geçirgen kayalardan sızarak yavaşça akifere ulaşabilir. Efektif yağışta gerçekleşen herhangi bir değişiklik, beslenme sürecini de değiştirecektir. Beslenme mevsiminde meydana gelen bir değişliğin etkisi aynı olacaktır. Orta enlemlere yönelik hemen hemen bütün senaryolarda tahmin edildiği gibi, artan kış yağışları genel olarak artar. Yüksek bir buharlaşma oranı, topraktaki su açıklarının daha uzun zaman&nbsp; devam etmesi ve toplam efektif yağışta meydana gelen artışın dengelenmesi anlamına gelebilmektedir. Basınçsız bir akifer, dolaysız olarak yerel yağışlar, ırmaklar ve göller tarafından beslenir. Beslenme akiferin oranı onun üstündeki kaya ve toprakların geçirgenliği tarafından etkilenecektir. Makro-gözenek, çatlak ve yarık beslenmesiu, en fazla beslenme sağlayan yapılar arasındadır. Aynı zamanda, toprak altındaki jeolojide yüksek derecede çatlakların olması durumunda beslenme artmaktadır. Bazı yarı-kurak bölgelerde beslenmenin önemi büyüktür. İlke olarak, &#8220;hızlı beslenme&#8221; yağmurun her yağdığı zaman meydana gelebilmektedir. Bu nedenle, bu sürecin beslenmede hakim olduğu durumlarda, mevsimsel toprak nem değişkenliğinden ziyade, yağış miktarında meydana gelen değişmeler tarafından etkilenecektir. Yürürlükteki senaryolara göre&nbsp; 2080&#8217;li yıllar için öngörülen&nbsp; sıcaklık değişimlerinden bile çok daha büyük değişimleri temsil eden 2xCO<SUB>2</SUB> senaryoları uygulamaktadır (Carter ve Hulme, 1999). Önümüzdeki 10 yıllık dönemlerde meydana gelecek iklim değişimi etkisinin oldukça fazla olmasi beklenmektedir. Taşkın ovalarında bulunan sığ, açık akiferler (ki bunlar, yarı-kurak ve kurak ortamlarında en sık rastlanan türlerdir), mevsimsel dere akışları tarafından beslenip doğrudan buharlaşma tarafından azaltılmaktadır. Beslenme olayında gerçekleşen değişmeler, bu dere akışlarının süresinde ve üstlerinde bulunan katmanların geçirgenliği tarafından tayin edilir. Bunlar yerel şartlara bağlı olarak artabilir veya azalabilir. Artan buharlaşma talepleri daha düşük bir zemin suyunun depolanmasıyla sonuçlanır. </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Deniz seviyesindeki yükselme, sahil bölge akviferlerinde tuzlu su girişime sebep olacaktır. Bu girişimin miktarı yeraltı suyunun hidrolik eğimine bağlı kalacaktır. Sığ sahil akiferleri en büyük risk altında bulunmaktadırlar. Denizlerin yükselmesiyle birlikte meydana gelen&nbsp; bir yağış azalması, toplanabilir su hacminde bir gerilemenin sebebi olup, bununla beraber az olan tatlı su kaynaklarının miktarları da azaltacaktır (Amadore ve diğerleri, 1996). Yukarıdaki bilgilerden, basınçsız akiferlerin yerel çapta iklim değişmesine, pompa vasıtasıyla çekilmeye ve deniz suyunun girişimine karşı hassas olduğu anlaşılmaktadır. Beslenmenin ölçülmesi sadece akiferin üstünde bulunan kaya ve topraklarca değil, akiferlerin kendi karakteristiklerince de zorlaştırılmaktadır. </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Öte yandan basınçlı bir akifer, su üstünde bulunan geçirmez bir katman tarafından karakterize edilmektedir. Böylece yerel yağış akiferi doğrudan etkilemez. Bu akiferler, çoğu zaman göller, ırmaklar ve&nbsp; birkaç kilometreden birkaç bin kilometreye kadar uzaklıkta meydana gelen yağışlarca beslenmektedir.&nbsp; Beslenme hızları, birkaç gün ile onlarca yıl arasında değişmektedir. </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr"><strong>İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE &nbsp;YÜZEYSEL AKIŞ</strong></DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İklim değişmesinin etkileri hakkında yapılmış hidrolojik çalışmaların büyük çoğunluğu, yüzeysel akış üzerindeki potansiyel değişmelerde odaklanmıştır. &#8220;Nehir akışı&#8221; ile&nbsp; &#8220;yüzeysel akış&#8221; arasındaki fark, bazen oldukça bulanık olabilir. Genel olarak &#8220;nehir akışı&#8221; terimi, bir nehir yatağında akan su için (genellikle belli bir noktanın yanından kaydettiği akış oranı, yani m<SUP>3</SUP> ile ifade edilir. Yüzeysel akış ise buharlaşmayan yağış miktarıdır ve bu genellikle su havzası boyunca bulunan su derinliği olarak ifade edilmektedir. Bu iki tarif arasında kurulabilen basit bir bağ şu şekilde ifade edilebilir. Yüzeysel akış, nehir akışı ile su havzası alanına bölümü olarak tanımlanabilir. Ancak, kuraklık bölgelerinde bu geçerli olmayabilir, çünkü su havzasının bir kısmında ortaya çıkan yüzeysel akış, bir nehir yatağına ulaşıp, dere akışı olmadan önce toprak altına sızabilir. Kısa süreler boyunca bir su toplama havzası çıkışından akan suya genellikle &#8220;nehir akışı&#8221; denir.&nbsp; </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İklim değişikliği tesiri ile pek çok aşırı hidrolojik olay, seller ve kuraklıklar dahil,&nbsp; meydana gelmiş ve bu yüzden hidrolojik verilerde ortaya çıkan riskli eğilimler üzerinde de çok sayıda çalışma gerçekleştirilmiştir. Yıldan yıla ortaya çıkan akış değişimlerinin sıcaklıktaki değişmelerden ziyade, yağışlardaki değişmelere bağlı olduğu anlaşılmıştır (Krasovskaia, 1995; Risbey ve Entekhabi, 1996). </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Birkaç nedenle hidrolojik verilerdeki eğilimleri (gidişleri) tespit etmek çok zordur. Zaman içinde hidrolojik davranışlarda gözlenen değişkenlik, özellikle daha kuru ortamlarda yüksektir ve herhangi bir işaretin bulunması zordur. Düşük frekanslı iklim ritimlerinden kaynaklanan değişkenlik gittikçe tanınmaktadır ve eğilim arayan araştırmacılar, bu eğilim modelleri için düzeltme yapmak zorundadır. Pek çok su toplama havzasında toprak kullanımı ve başka alanlarda meydana gelen değişmeler devam etmektedir ve bunların etkileri, iklim eğilimlerinden daha güçlü olabilmektedir. Bazı su havzalarında, insan tarafından yapılan veya insanın etkisiyle meydana gelen değişimler iklim değişkenliğinin etkilerini gizlemektedir. Bir eğilim tanımlansa bile, söz konusu havzada süren başka değişiklikler yüzünden onu küresel ısınmaya yüklemek zor olabilir. Genel olarak, veri (özellikle pek çok gelişmekte olan ülkelerde) ve tutarlı bir veri işleme yöntemi eksikliği son yıllarda hidrolojik davranışlarda ortaya çıkan eğilim modellerinin anlaşılmamasına sebep olur. Yüzeysel akışda doğal olarak meydana gelen onar yıl ölçekli değişkenliğin karakteristiklerini anlayabilmek için, yüzyıllarca geriye doğru giden uzun kayıtların yeniden değerlendirilmesinin yapılması gerekmektedir.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr"><strong>İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE SEL SIKLIĞI</strong></DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sel sıklığında meydana gelen değişmeler, sık sık iklim değişmesinden kaynaklanan potansiyel bir etki olarak gösterilmesine rağmen, 1990&#8217;lı yılların ilk döneminden sonra çok az çalışma (Nash ve Gleick, 1993; Jeton ve diğerleri, 1996) özel bir şekilde yüksek akışlarda gerçekleşebilecek değişmeleri incelemiştir. Bu eksiklik, sel olaylarını tetikleyen sağnak/uzun yağışlarda (veya kar erimesinde) ortaya çıkan değişimler için geçerli senaryoların tanımlanmasında yaşanan zorlukları yansıtmaktadır. Günümüzde küresel iklim modelleri, doğru ve titiz bir şekilde kısa süren, yüksek yoğunlukta yerel sağnak yağışlarının simülasyonunu yapamamaktadır. </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ancak, birkaç çalışma, çoğunlukla aylık yağışlarda gerçekleşen değişimlerin, &#8220;sele sebep olan&#8221; yağışlar için de geçerli olabileceğini varsayarak, sel sıklığında meydana gelebilecek mümkün değişmeleri değerlendirme teşebbüsünde bulunmuştur. Bununla beraber bazı çalışmalar, yağış yoğunluğunda meydana gelen değişmelerin ilave etkilerini de değerlendirmişlerdir. Örneğin Reynard ve diğerleri (1998) ilk olarak bütün yağış miktarlarının aynı oranda değiştiğini ve sonra da yalnız sağnak yağışın arttığını varsayarak, Thames ve Severn nehir havzalarında farklı dönüş dönemi sellerin büyüklüğünde meydana gelen değişmeleri değerlendirmişlerdir.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr"><strong>İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE HİDROLOJİK KURAKLIK</strong></DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sellerle kıyaslanınca, kuraklakların nitelik&nbsp; olarak tanımlanması çok daha zordur. Kuraklıklar, yağış açığı, toprak nem açığı, nehirlerde akış açığı, düşük zemin suyu seviyeleri veya haznelerdeki suyun seviyesinin düşüklüğü olarak nitelendirilebilir. Farklı sektölerde farklı tanımlar kullanılmaktadır. &#8220;hidrolojik&#8221; bir kuraklık, nehirlerdeki su seviyesi veya zemin suyu seviyesinin düşük olduğu zaman, &#8220;su kaynakları kuraklığı&#8221; ise, nehirlerdeki su seviyesinin veya zemin suyunun ve haznelerdeki su seviyesinin düşüklüğü, su kullanımını etkilediği zaman meydana gelmektedir. Yaz aylarında gerçekleşen düşük nehir akışları, su haznelerinin kışın sonunda dolu olduğu zaman su kaynakları kuraklığı ortaya çıkmaz. &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yaz aylarında kısa süren bir sel, su haznelerine akan yüzeysel suda uzun süren bir düşüşün ortaya çıkması su kaynakları kuraklığını sona erdiremeyebilir. Bu yüzden su kaynağı kuraklıkları, yalnız iklime ve hirdolojik &#8220;girdilere&#8221; bağlı değil, fakat kritik bir şekilde su kaynakları sisteminin özelliklerine ve kuraklık yönetim metodlarına da bağlıdır. Farklı düşük nehir akış göstergeleri arasında asgari akışların büyüklüğü, akışların belli bir eşiğin altına düşme süresi, asıl akışlar ve belirlenmiş bir eşiğin arasındaki toplama farkı gibi kriterler bulunmaktadır.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr"><strong>İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE SU KALİTESİ</strong></DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Doğal olarak nehirler, akiferler ve göllerdeki su , atmosferik girdiler, jeolojik şartlar ve iklime bağlı olarak pek çok erimiş maddeyi içermektedir. Bu malzemeler, suyun kimyasal özelliklerini&nbsp; belirlemektedir. Suyun biyolojik özellikleri ise, alıcı ortamda bulunan flora ve fauna tarafından tayin edilmektedir. suyun sıcaklığı, tortu yükü ve rengi önemli fiziksel özelliklerini&nbsp; meydana getirmektedir. &#8220;Su kalitesi&#8221;, kimyasal, fiziksel ve biyolojik özelliklerin işlevidir. &#8220;Kalite&#8221; kelimesi, belli bir standartla bağıntılı olan bir niteliği içerdiği için değer-yüklü bir terimdir. Suyun farklı kullanım amaçları, farklı standartları taşımaktadır. Kirlenme ise, genel bir şekilde suyun (yani onun kalitesinin) kimyasal, fiziki veya biyolojik karakteristiklerinde meydana gelen bir düşüş olarak tanımlanabilmektedir. Bu düşüş, suyun belli bir kullanımını veya söz konusu suyun içinde bulunan ekosistemleri etkileyecek niteliktedir. Suyu kirleten belli başlı maddelerin arasında </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; (a) alıcı ortamlardaki oksijeni azaltan&nbsp; organik maddeler, </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; (b)&nbsp; göller ve denizin sahil bölgelerinde algların fazla çoğalmasına yol açan besin maddeleri. Bu olay, &#8220;ötrifikasyon&#8221; olarak bilinmektedir. Bunun sonucu olarak, zehirli olabilecek ve çürüdükleri zaman büyük miktarda oksijen tüketen alg menevişleri ortaya çıkmaktadır, </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; (c) toksik ağır metaller ve organik bileşimler. Su kirlenmesinin derecesi, kirleten maddelerin yoğunluğu alıcı ortamların asimilasyon kapasiteleri tarafından tayin edilmektedir. Bu nehir akışının fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerine bağlıdır. Ancak bütün kirleticiler, bakterilerle ayrışabilen maddeler değildir.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Nehir suyunun kimyasal niteliği, nehire yüklenen kimyasalların, su sıcaklığının ve akış hacminin işlevidir. Bu yük, havzanın jeolojik ve arazi kullanım özelliklerine ve havzada meydana gelen insan faaliyetlerine bağlıdır. Tarım, sanayi ve umumi su kullanımının sonucu olarak, &#8220;kirletici&#8221; maddelerin girdisi de mevcuttur.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tarımsal &#8220;girdiler&#8221;, iklim değişimi tarafından en çok etkilenen unsurdur. Değişen iklim, tarımsal uygulamaları değiştirebilmektedir. Değişen iklim, toprakta meydana gelen kimyasal süreçleri de hava tesiriyle kimyasal bozulma dahil etkileyebilir (White ve Blum, 1995). Suyun kimyasal yükü, onun nehir yatağına ulaşmasına bağlıdır. Örneğin nitratlar sık sık uzun kuraklık dönemlerinin ardından meydana gelen sağnak yağışlarca nehirlere alınıp götürülmektedir.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Nehir suyunun sıcaklığı, sadece atmosferik sıcaklığa değil, aynı zamanda rüzgar ve güneş radyasyonuna da bağlıdır (Orlob ve diğerleri, 1996). Nehir suyunun sıcaklığı, hava sıcaklığına göre az bir farkla daha az artmaktadır. (Pilgrim ve diğerleri, 1998). En az artışlar, büyük miktarda zemin suyu katkısı olan havzalarda meydana gelmektedir. Biyolojik ve kimyasal süreçler büyük ölçüde su sıcaklığına bağlıdır. Yalnız daha yüksek sıcaklıklar ise, bazı kimyasal türlerin konsantrasyonunda bir artış, bazılarında bir azalma ile sonuçlanacaktır. Daha sıcak suda erimiş oksijen konsantrasyonları daha düşük olup, bu artan sıcaklık, çürüdükleri zaman oksijeni tüketen alg menevişlerinin çoğalmasını da teşvik etmektedir</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr"><strong>İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE JEOMORFOLOJİK BÜYÜKLÜKLER</strong></DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Nehir yatağı erozyon ve sedimentasyon eğilimleri, çoğunlukla zaman içinde nehir akışında, özellikle sıklığında meydana gelen varyasyonlarca&nbsp; tayin edilmektedir. Geçmişte nehir akışında insan etkenleri veya doğal iklim değişkenliğinden kaynaklanan değişmeler ve buna bağlı olan nehir yatağındaki değişmeler hakkında önemli bir literatür mevcuttur (Rumsby ve Mackin, 1994). Ancak, gelecekte ortaya çıkabilecek değişmeler hakkında çok az yayın vardır. Bu olgu,&nbsp; çoğunlukla erozyon ve sedimentasyon süreçlerini simüle edecek rakamsal modellerin eksikliğini yansıtmaktadır. Nehir yataklarında meydana gelebilecek değişimler ile ilgili değerlendirmeler, hep geçmişte cereyan eden değişimlerden yola çıkılarak yapılmıştır. İlerde meydana gelebilecek daha büyük seller, artan nehir yatağı erozyonuyla doğrudan bağlantılı olabilecektir.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Drenaj ağının yoğunluğu, iklimin topografi üzerindeki etksini yansıtmaktadır. Moglen ve diğerleri (1998), drenaj yoğunluğunun iklim değişmesine hassas olduğunu ve yoğunlukta cereyan eden bir değişmenin yönünün yalnız iklim değişmesine değil, yürürlükte olan iklim rejimine bağlı olduğunu göstermektedirler.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hanratty ve Stefan (1998), Minnesota&#8217;da bulunan küçük bir havzadaki nehir rejiminde akış ve rüsubat verimini simüle etmişlerdi. Kullandıkları senaryo, rüsubat veriminde büyük ölçüde azalmış toprak erozyonu yüzünden bir düşüşle sonuçlanmıştır. Aslında nehir yatak şeklini ve rüsubat (sürüntü) taşınımını yansıtan fiziksel bazda yapılan modellerin eksikliği, iklim değişmesinin nehir yataklarının üzerindeki etkisi konusunda yapılan değerlendirmeler genellikle düşük olduğu anlamına gelmektedir.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr"><strong>İKLİM DEĞİŞ</strong><strong>İKLİĞİ VE </strong><strong>KULLANIM SUYU ÜZERİNDEKİ ETKİSİ</strong></DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İklim değişmesinden su kaynakları için doğacak sonuçlar, yalnız kaynak bazında meydana gelebilecek değişmelere bağlı değildir. Aynı zamanda talepte hem insan, hem çevre tarafından cereyan eden değişmelere de bağlıdır. İklim değişmesinin kullanım için çekilen su miktarı ve bu suyun kullanımı üzerindeki potansiyel etkisini, (bu etkileri talebi güden ve iklime bağlı olmayan unsurların çerçevesine koyarak) değerlendirmektedir.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &#8220;Talep&#8221; kelimesi, iktisadi anlamda belli bir hizmet veya mala karşı para verme gönüllülüğü anlamına gelmekte, fiyat, gelir (haneler için), üretim (sanayi veya tarım için), aile yapısı, eğitim seviyesi gibi pek çok değişkenin işlevini içermektedir. Talep işlevinin faydası, hem sebep teşkil eden değişkenlerdeki değişmelerin etkilerini tahmin etme kabiliyetinde, hem de talep eden tarafın &#8220;ödeme gönüllülüğü&#8221;nün ölçülmesinde talep eden tarafın edindiği brüt faydaların ölçüsü olarak bulunmaktadır. Bu &#8220;ödeme gönüllülüğü&#8221; fiyat-miktar düzeyindeki talep işlevinin&nbsp; altında bulunan alanı ölçmektedir. Asıl satın alınan miktarlar (zaman içinde kullanım için çekilen su miktarları veya kullanılan su), talebi etkileyen unsurların karşılıklı tesiri yukarıda tanımlandığı gibidir ve temin veya mevcudiyet ile ilgili olarak tanımlanmaktadır. Nitekim, zaman içinde satın alınan miktarın artması, talepte meydana gelen bir artıştan ziyade, yani tedarik eğrisinde meydana gelen bir değişme/kayma, tedarikteki maliyet düşüşünün sonucu olabilir. Bu bölümde, &#8220;talep&#8221; terimi, sık sık &#8220;ihtiyaçlar&#8221; anlamında kullanılmaktadır &#8211; ki bu, su sektörünün büyükçe bir kesmindeki kullanımı yansıtmaktadır.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Talepler, iki boyutlu &#8220;nehir içi&#8221; veya &#8220;nehir dışı&#8221; veya tüketime bağlı veya bağlı olmayan talepler olarak sınıflandırılabilmektedir. &#8220;Nehir içi&#8221; talepleri, sudan nehir yatağında veya göldeyken faydalanır, kullanım için su çekilmez. Örnek olarak ekosistem kullanımı, nakliyat, hidroelektrik santralları, rekreasyon ve su mecrasının atıksu asimilasyonu için kullanılması verilebilmektedir. &#8220;Nehir dışı&#8221; taleplerinde su, nehir, göl veya akviferden çıkarılmaktadır. Bunların içinde evsel, sınai ve tarımsal talepler vardır; sanayi ve santrallardaki soğutma sistemleri için kullanılan su buna dahildir. Bunlar, tüketimi içeren ve içermeyen talepler olabilir. Tüketimi içeren talepler, suyu böylece &#8220;kullanır&#8221;- ki o, bir bütün olarak nehre geri gönderilemez. Tüketimi içermeyen taleplerde ise&nbsp; su nehre geri gönderilebilir. İlk sırada bulunan tüketimi içeren talepler, sulama ve sanayide uygulanan suyun baharlaşmasını içeren bazı soğutma süreçleri içindir.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr"><strong>İKLİM DEĞİŞMESİNE KARŞI TALEP HASSASİYETİ</strong></DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İklim değişmesi, suya yönelik taleplerin üzerinde potansiyel bir etki oluşturmaktadır. Belediyelerden gelen talep, bir yere kadar iklime bağlıdır.&nbsp; Shiklomanov (1998) değişik iklim bölgelerinde değişik kullanma oranlarını kaydetmiştir. Ancak kentler arasında kıyaslama yapılırken, iklime bağlı olmayan unsurlardaki değişimlerin açıklanması zordur. Belediyelerden gelen talebin iklim değişmesine karşı olan hassasiyeti büyük ihtimalle, suyun kullanım şekillerine bağlıdır. En hassas alanlar, kişisel hijyene verilen önemin artması ve bazı kültürlerde (ülkelerde) bahçe, özellikle çimenlerin sulanması için artan kullanım. Büyük </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İklim değişimi, suya yönelik talep için bir başka potansiyel etkidir. Belediyelere yönelik talepler ise bir yere kadar iklime bağlıdır. Shiklomanov (1998), değişik iklim bölgelerinde farklı kullanım oranlarını tespit etmiştir, fakat kentler arası kıyaslama yaparken iklime bağlı olmayan unsurlar arasındaki değişkenliği açıklamak zordur. Belediyelerden gelen talebin hassasiyeti, büyük bir ihtimallerle suyun asıl kullanım alanlarına bağlı olacaktır.&nbsp; En hassas alanlar, kişisel hijyene bağlı olanlar &#8211; ve, daha önemlisi, bazı kültürlerde bahçe, özellikle çimenlerin sulanması için kullanılan su miktarlarıdır. </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sanayide işlem amaçlı&nbsp; su kullanımı ise, iklim değişmesine karşı hassas değildir. Teknolojiler ve kullanım tarzları tarafından şartlandırılmaktadır. Soğutma suyuna yönelik talepler ise, iklim değişmesi tarafından etkilenebilir. Artan su sıcaklıkları, soğutmanın etkisini azaltıp, daha fazla suyun kullanılmasını ve tabii ki, onları daha verimli kılmak için, asıl soğutma teknolojilerinde değişmeleri getirebilir.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tarımdan gelen talepler ise,&nbsp; özellikle sulamaya yönelik olanlar iklim değişmesine karşı çok daha hassastır. İlk olarak, yerel iklimde, sulamanın zamanlaması ve ona duyulan ihtiyacı değiştirebilir. Artan kuraklık, artan taleplere yol açabilir, ancak eğer toprak nem içeriği yılın kritik dönemlerinde artarsa, bu talepler azalabilir. Küresel çapta ise net sulama ihtiyaçlarındaki artışlar ve düşüşler büyük ölçüde birbirlerini dengelemektedir. Kullanım için çekilen su miktarlarındaki asıl değişmeler, suyun sulama için verimli bir şekilde kullanılmasına bağlıdır. İklim değişmesinin sulamaya yönelik olan talepteki potansiyel etkisi, atmosferde gittikçe artan CO<SUB>2</SUB> konsantrasyonlarından meydana gelmektedir. Daha yüksek CO<SUB>2</SUB> konsantrasyonları, bitki gözeneklerinin iletkenliğini azaltmaktadır. </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr"><strong>İKLİM DEĞİ</strong><strong>ŞİMİ</strong><strong> VE SU KAYNAKLARINA ETKİLERİ </strong></DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yukarıdaki bölümler, iklim değişmesinin nehir akışları, yeraltı suyu beslenmesi ve kaynak tabanının diğer biyofizik unsurları üzerindeki etkisini ve bu kaynağa yönelik olan talepleri değerlendirmiş bulunmaktadır. Bunun gibi, değişmelerin sonuçları, risk veya kaynak güvenilirliği üzerindeki etkileri yalnız nehir akışındaki biyofizik değişmeler, beslenme, deniz suyunun yükselmesi ve su kalitesine bağlı değil, aynı zamanda su yönetim sisteminin özelliklerine bağlıdır. Bu bölüm,&nbsp; hidroloji ve talepte meydana gelebilecek değişmelerin, iklim değişmesine planlı bir adaptasyon eksikse, su temini, sel riski, elektrik üretimi, gemi işlemesi (nehirlerde vs), kirlilik kontrolü, rekreasyon, habitatlar ve ekosistem hizmetleri için ne gibi sonuçlar doğurabileceği konusunu incelemektedir. Tabii ki uygulamada iklim değişmesinin asıl etkileri, su yöneticileri değişmeye uygun olan kademeli veya özerk adaptasyonları eksik bilgilerle olsa bile gerçekleştirecekleri için oldukça farklı olacaktır ve değişmenin etkisi, adaptasyon maliyetlerinin ve artık etkilerin işlevi olacaktır. Adaptasyonu değerlendirmeyen etütler, iklim değişmesi &#8220;sorununun&#8221; büyüklüğünün değerlendirilmesi için bir &#8220;vaka tabanı&#8221; sunmaktadır. Daha önemlisi, bazı etütler su kaynaklarının yönetim şeklinde veya sistemlerin işletilmesinde meydana gelen iklime bağlı olmayan değişmelerin hesabını vermemişlerdir. Geleceğin iklim senaryosunu, günümüzün yönetim sistemi için uygulamışlardır. Bu yaklaşım, gerçekçi değildir, fakat pek çok su yöneticisinin ne kadar adapte olabileceği de belli değildir. Önemli olan, iklim değişmesinin etkisini (örneğin 2050&#8217;li yıllara kadar), o zamana kadar iklim değişmesi olmaksızın (yani, iklim değişmesini yok sayarak) ortaya çıkacak su yönetim sisteminin çerçevesinde değerlendirmek, örneğin talepteki veya hukuki şartlardaki değişmeleri ele almak gerekmektedir.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bu su kaynak sisteminin iklim değişmesine karşı olan hassasiyeti, birkaç fiziksel özelliğin ve daha önemlisi, toplumsal karakteristiğin işlevidir. Azami hassasiyetle ilişkilendirilen fiziksel özellikler şunlardır:</DIV><UL><LI>Tarım ve hayvancılık için yürürlükte olan marjinal bir hidroloji ve iklim rejimi, <LI>Mevsimsel yağışın sonucu olan aşırı mevsimsel veya kar erimesine bağlı olan bir hidroloji, <LI>Haznelerde depolanan suda yüksek ölçüde sedementasyon, <LI>Toprak erozyonu ve ani sel baskın şartlarını özendiren topografi ve arazi kullanım eğilimleri, ve <LI>Ülkenin topraklarında iklimsel şartlarda bir değişkenlik eksikliği ve bunun sonucu olarak, faaliyetlerin başka bölgelere kaydırılmasının imkansızlığı</LI></UL><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">İklim değişmesine karşı hassasiyeti arttıran bazı toplumsal özelliklerde şunlardır.</DIV><UL><LI>Hane düzeyinde uzun vadeli planlama ve tedariki önleyen yosulluk ve düşük gelir düzeyleri, <LI>Su idare alt yapılarının eksikliği, <LI>Mevcut alt yapı bakımının yapılmaması, sonuç olarak onun bozulması, <LI>Sistem planlaması ve yönetimi için eğitimli ve uzmanlaşmış personel eksikliği, <LI>Amaca uygun, yetki sahibi olan kurum/kuruluşların eksikliği, <LI>Amaca uygun arazi kullanım planlaması eksikliği, <LI>Yüksek iskan yoğunluğu, nüfusun hareketliliğini engelleyen başka unsurlar, <LI>Hızlı nüfus artışından kaynaklanarak büyüyen su talebi, <LI>Risklere karşı tutucu tavırlar (yani, daha fazla mal ve hizmet karşılığı meydana gelen bazı risklerle yaşamaya karşı gönülsüzlük), ve <LI>Su yönetiminde rol oynayan taraflar arasında resmi bağlantıların eksik olması.</LI></UL><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bu bölüm, ilkin iklim değişmesinin, su kaynakları ile ilgili alınacak önlemlerin üzerindeki olasılıklı global etkilerini, sonra bunun belli sistemler üzerindeki etkisini değerlendirmektedir.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Su kaynağı sıkıntısının birkaç göstergesi vardır. Kişi başına mevcut su miktarı, potansiyel olarak mevcut su hacmi/kullanım için çekilen su hacmi oranı buna dahildir. Çekilen miktarlar, toplam yenilenebilir kaynakların % 20&#8217;sini aştığı zaman, su sıkıntısı sık sık kalkınmayı sınırlayan bir unsur olmaktadır (Falkenmark ve Lindh, 1976). Eğer çekilen su hacmi, bunun % 40&#8217;ını aşarsa, büyük sıkıntı mevcuttur. Aynı şekilde eğer bir ülke veya bölge kişi başına 1,700 m<SUP>3</SUP>/yıl&#8217;lık bir su miktarına sahip değilse, su sıkıntısı sorun olabilmektedir. Ancak basit sayısal göstergeler, su sıkıntısının sonuçları suyun nasıl yönetildiğine bağlı olduğu için, bir ülke veya bölgedeki su kaynağı sıkıntısını sadece kısmen gösterebilmektedir. </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Küresel çapta su sıkıntısı değerlendirmeleri, su kullanımı ile ilgili verilerin genellikle mevcut olduğu birim olduğu için, ülke bazında yapılmaktadır. 1990&#8217;da dünya nüfusunun yaklaşık üçte biri, su kaynaklarının %20&#8217;sinden fazlasını kullanan ülkelerde yaşıyordu. 2025&#8217;e kadar ise daha büyük bir toplamın %60&#8217;ı ise, iklim değişmesi olmaksızın su sıkıntısı çeken ülkelerde yaşıyor olacaktır (WMO, 1997). Nehir akışında meydana gelen değişmelerden yola çıkarak, su kaynaklarında benzer bir eğilim mevcudiyeti neticesini çıkarmak mümkündür. </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">Birkaç nedenle iklim değişmesinin etkileri hakkında nicel sonuçlara varmak zordur.&nbsp; Farklı çalışmalar, farklı yöntem ve senaryolar kullanmıştır ama en önemli olanı, farklı sistemlerin iklim değişmesine farklı bir şekilde intikal etmeleridir. Ama yine de, aşağıdaki bazı nicel genellemeleri çıkarmak mümkündür.</DIV><UL><LI>Büyük su haznesi kapasitesine sahip olan sistemlerde kaynak güvenilirliğinde meydana gelen değişmeler, nehir akışındaki değişmelerden oransal olarak daha küçük olabilir, <LI>İklim değişmesinin potansiyel etkileri, su yönetimini etkileyen başka değişimler çerçevesinde değerlendirilmelidir. Pek az etüt, spesifik olarak iklim değişmesi ile başka baskıları kıyaslamaktadır. Pek çok çevre ortamında, 20 yıldan az bir zaman içinde iklim değişmesi etkilerinin, başka baskıların yanında küçük kalması mümkündür. Bu, tabii ki sisteme bağlı olacaktır, ve <LI>İklim değişmesinin ihtimalli etkileri, günümüzde sıkıntıda olan sistemlerde en büyük olacaktır.</LI></UL><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İklim değişmesinin su kaynakları üzerindeki etkisi hakkında yapılan çalışmaların ezici çoğunluğu, su çevresini insana bağlı unsurlara odaklamışlardır. Dünyanın pek çok yerinde su kaynağı sistemleri gittikçe nehir/göl ve sulak alanlarının idamesini sağlamak için yönetilmektedir. Bu uygulama,&nbsp; efektif su talebini arttırır veya suyun mevcudiyetini azaltır. İklim değişmesinin su kaynakları üzerindeki nicel etkileri ile ilgili tahminlere genellikle fazla güvenilmemektedir. Bu olgu, iklim değişmesi senaryolarına duyulan bir güveni, su kaynakları üzerinde meydana gelebilecek baskılar konusunda ise çok düşük bir güveni yansıtmaktadır. Bunlar, talepte veya hukuki şartlarda meydana gelebilecek değişmelerden kaynaklanabilir. Ancak, belli bir senaryonun etkilerini tahmin etmek için uygulanan teknikler artık iyice oturmuş bulunmaktadır.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Su yönetimleri, her zaman değişmelere adapte olmuştur. İklim değişmesi ise, sadece su yöneticilerinin yüzleşmek zorunda kaldıkları çok sayıda problemden biridir. Diğer sorunlar arasında, su kaynaklarına yönelik artan talepler, tehlikelere karşı koruma, değişen su yönetim hedefleri (ki bunlar, son zamanlarda kullanıma yönelik taleplerin karşılanmasıyla birlikte, çevre ihtiyaç karşılanmasının önemini&nbsp; de içermektedir), değişen su yönetim teknolojileri ve değişen hukuki ortam da vardır. Değişen kaynak ve taleplerin karşılanması için gereken uyum seçeneklerininin geliştirilmesi ve belli bir su yönetiminin (geniş anlamda) iklim değişmesine asıl uyum kabiliyeti arasında ayırdetmek önemlidir. Zaman içinde çoğunlukla artan talebi karşılamak için geniş bir uyum tekniği yelpazesi geliştirilmiştir. &nbsp;&#8220;Arza yönelik&#8221; uyum teknikleri (kurumsal yapıların, işletme kurallarının ve kurumsal düzenlemelerin değiştirilmesi) ile &#8220;talebe yönelik&#8221; uyum tekniklerinin (yani, su talebini veya riske karşı koruma talebini değiştiren ve kurumsal değişiklikleri de içeren tekniklerin) arasında kaba bir şekilde ayırım yapılabilmektedir. &#8220;Arza yönelik&#8221;&nbsp; uyum örnekleri arasında, sele karşı alınan önlemlerin arttırılması, gemi işletmesi için su seviyelerini ayarlamayı amaçlayan geçiş havuzlarının ve savakların inşası,&nbsp; tüketicilere yönelik su toplama ve dağıtım alt yapısının tadilatı veya genişletilmesi vardır. &#8220;Talebe yönelik&#8221; teknikleri ise, su talebi yönetimini (örneğin, sulamada idareli su tüketimini ve fiyatlandırma girişimlerini özendirmek, su tahsislerinin değiştirilmesi (Miller ve diğerleri, 1997), ve yapısal olmayan sel yönetim önlemlerini (arazi kullanımı ile ilgili önlemler) içermektedir. Aynı zamanda, önleyici ile tepkisel faaliyetler arasında bir ayırım da yapılabilmektedir. İlk olanlar, bir değişimden önce, son olanlar ise bir değişime intikal olarak yapılmaktadır. Tepkisel faaliyetlerin arasında, kısa vadeli işletim uyumları, yeni kaynakların geçici kullanımı ve daha uzun vadeli önlemler de vardır. Örneğin,&nbsp; ağır bir sel veya kuraklık olayı, su yönetiminde bir değişikliği tetikleyebilir. Ancak, pek çok uyum seçenekleri olmasına rağmen, bazı durumlarda yetkililerin bu seçenekler hakkındaki bilgileri ve gerçekleştirme kabiliyetleri kısıtlı olabilmektedir.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Uyumun en iyi (optimum) kapsamı, uyumun faydaları ve maliyetleri açısından karakterize edilebilmektedir. Uyumun aşırı uçları, &#8220;uyumsuz&#8221; ve &#8220;bütün etkileri ortadan kaldıracak biruyum&#8221;dan (ki bu, genellikle fiziksel olarak mümkün değildir) oluşmaktadır. Uyumun en iyi düzeyi, uyum ve artık (residual) olumsuz etkilerinin ortak maliyetlerini en aza indirmekte, en faydalı masrafları öne almaktadır.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Su yöneticileri, uzun bir süredir mevcut seçenekleri değerlendirmek ve uyum stratejilerini uygulamak için değişik tekniklere kavuşma imkanına sahip olmuşlardır. Ancak bu teknikler, zaman içinde değişmiş bulunup, ülkeler arasında da farklı olabilmektedir. Bir de, belli bir ülkedeki kurumsal düzen tarafından da etkilenebilmektedirler. Bir ülkede uyum kapasitesini etkileyen unsurlar arasında, kurumsal kapasite, zenginlik, yönetim felsefesi (özellikle yönetimin &#8220;arza yönelik&#8221; veya &#8220;talebe yönelik&#8221; stratejilerine ve &#8220;sürdürülebilir&#8221; yönetime takındığı tavırlar, planlama zamanı ölçeği ve organizasyon ile ilgili düzenlemeler) de vardır. Örneğin, çok sayıda &#8220;yönetici&#8221; bulunması durumunda veya su yöneticilerinin sağlam profesyonel müşavirlik hizmetlerine ulaşamadıkları durumlarda uyum daha zor olabilmektedir. </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr"><strong>İKLİM DEĞİŞ</strong><strong>İKLİĞİ VE SU YÖNETİM POLİTİKASI </strong></DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İklim değişmesi, su yönetiminde günümüzde mevcut olan baskıları arttırmaktadır; sağlam yönetim stratejileri hakkındaki tartışmalara yeni boyutlar ve yeni bir unsur eklemektedir. Bu yeni unsur,&nbsp; iklim değişmesi ile ilgili olan benzerliklere bağlıdır. Su yönetimleri, değişimin büyüklüğü ve yönü bilinmediği için nasıl karlı ve verimli bir şekilde iklim değişmesine uyum sağlayabilir? Geleneksel olarak, su kaynağı yöneticileri, geleceğin kaynak tabanının, geçmişin kaynak tabanına benzeyeceğini varsaymaktadır. Bundan yola çıkarak, geçmişin verilerine dayalı olan ortalama su haznesi verimi veya ihtimalli azami sel seviyesi ile ilgili tahminlerin, gelecek için de geçerli olacağına inanmaktadırlar. Belli başlı iki konu vardır.&nbsp; Bunlar belirsizliklerin hakim olduğu durumlarda seçeneklerin değerlendirilmesi ve bu değerlendirmelerden yola çıkarak karar vermek. </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Alternatiflerin değerlendirilmesinde uygulanan teknikler, senaryo ve risk analizini içermektedir. Senaryo analizi, iklim değişmesi etkisinin değerlendirilmesinde merkezi bir rol oynamaktadır, fakat su kaynağı değerlendirilmesinde yaygın olarak uygulanmaktadır. Senaryo analizi, iklim değişmesi etkisinin değerlendirilmesinde olduğu gibi genel bir eğilim olarak farklı senaryoların etkilerini simüle ederek yapılmaktadır. Ancak, su kaynağı değerlendirmesinde bunlar, genel olarak farklı iklim senaryolarından ziyade, farklı talep ve işletim senaryolarından ortaya çıkmaktadır. Stakhiv (1998), &#8220;eğer su yöneticileri senaryoya bağlı bir yaklaşım benimserlerse bu yüzden iklim değişmesi, su yönetimi için ek kavramsal sorunları çıkarmaz&#8221; argümanını öne sürmektedir. Ona göre, iklim değişmesi, sırf farklı bir senaryo türü olarak yorumlanabilmektedir. Ancak, iklim değişmesinin belirsiz karakteri ve onun etkisinde mevcut olan çizgi dışı potansiyeli, geleneksel olarak değerlendirilen senaryo yelpazesinin fazla dar olduğu ve daha fazla sayıda senaryonun değerlendirilmesi geretiği anlamına gelmektedir. Uygulamada, senaryoya dayalı yaklaşımlar çok az su idarelerinde kullanılmaktadır ve pek çok ülkede senaryo analizinin benimsenmesi, klasik su idare uygulamalarında zorlukların sebebi olacaktır. </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Risk analizi ise, farklı ihtimalli &#8220;geleceklere&#8221; göre belli eşiklerin aşılma riskini değerlendirmektedir (Major, 1998). Bu yaklaşım genellikle hidrolojik verilerin tahmini ve stokastık süreçlerle simülasyonunu içermektedir. İlke olarak iklim değişmesi, verilerin üretildiği temel gözlemlerın iklim değişme senaryolarına göre değiştirerek risk analizine dahil edilmektedir. Matalas (1997) tahmini simülasyonun, iklim değişmesi kapsamındaki rolünü irdeleyip, değişmeyen bir iklimi varsayarak sık sık simüle edilen geniş &#8220;gelecek&#8221; yelpazesini göz önünde bulundurarak, bazı bölgelerde iklim değişmesinin karşısında yapılan &#8220;işletimde değişmezlik&#8221; varsayımının, geçerliliğini koruyabileceğini öne sürmektedir. Ancak, iklim değişmesi &#8220;değişmezlik&#8221; durumunda üretilen&nbsp; &#8220;geleceklerin&#8221; dışında başka &#8220;gelecekleri&#8221; de üretebilir. </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr"><strong>UYUM KAPASİTESİNİ ETKİLEYEN UNSURLAR</strong></DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İnsanoğlunun, su çevresini kendi ihtiyaçlarına göre ilk şekillendirme teşebbüslerinden beri, su yönetimi, yersel su kaynaklarının mevcudiyetini ve su kullanımına yönelik olan taleplerin değişkenliğini ele almış bulunmaktadır (Stakhiv, 1998). Aşırı su rejimlerinin, özellikle kuraklıkların ele alınmasında arz ve talebe yönelik müdahalelerle büyük atılımlar gerçekleştirilmiştir. Kuraklık yönetimi, pek çok su idarelerinde gittikçe artan bir rol oynamakta, kuraklık etkilerine karşı olan&nbsp; hassasiyetlerini azaltmaktadır. Nitekim, bazı bakımlardan, kaynak tabanında meydana gelebilecek bir değişim, (bu, daha düşük ortalama su temini ve daha yüksek bir değişkenlikle karakterize olabilir), su yönetimleri için geleneksel olarak yüzleştikleri zorluklarda bir artışı temsil etmektedir. Ancak, üç önemli fark mevcuttur. Bunların birincisi, gelecekte iklim değişmesinin, su yönetimleriyle alakalı uzamsal ve zamansal ölçeklerde meydana gelmesi çok belirsizdir. Tek bildiğimiz, geleceğin, son dönemlere benzemeyebilmesidir. İkincisi, yukarıda bahsedildiği gibi, geniş bölgelerde meydana gelebilecek değişimlerin yaygınlığı, bazı geleneksel uyum yöntemlerini imkansız hale getirebilir, şu ana kadar edindiğimiz tecrübeyi aşan yenilikçi yaklaşımları gerektirebilir. Üçüncüsü, bunların iklim sonucunda çıkan etkileri, doğrusal olmayıp, geleneksel su yönetimine dahil olan sürprizlerin potansiyelini bile aşabilmektedir. İklim değişkenliğine ve iklim değişmesine uyumlu olma kabiliyeti, uluslararası, ulusal, bölgesel ve yerel seviyelerde mevcut olan kurumsal, teknolojik ve kültürel özellikleri ve yaşanan değişimin spesifik boyutları tarafından etkilenmektedir. Bunun en önemli özellikleri, aşağıda sıralanmıştır.</DIV><OL style="MARGIN-TOP: 0cm" ="1"><LI>Su ile ilgili kurum/kuruluşların kapasitesi: yani, su idarelerinin önlem alma yetkisi, vasıflı personel, su idaresinin değişen şartlara uyma konusunda geniş bir seçenek yelpazesini değerlendirme kabiliyet ve yetkisi (arza bağlı&nbsp; ve talebe bağlı müdahaleler dahil, fakat bununla kısıtlı kalmayan), alternatif politikaların değerlendirilmesinde, çok amaçlı planlama ve değerlendirme süreçlerini kullanma kabiliyet ve yetkisi; ihtilafların çözümü için süreçler gerçekten başarılı olan uygulamaları tespit etmek için, politika ve projelerin ardından ciddi analizleri yapma gönüllülüğü (OECD, 1985). <LI>Su yönetimine açık olan seçenekleri kısıtlayan (olumlu veya olumsuzca) su idaresi hukuku: Doğal olarak,&nbsp; ihtiyaçlar değiştikçe kanunlar da değişir, fakat bu değişmelerin seyri yavaş olup, ihtiyaçların gerisinde kalmaktadır. Pek çok ülkede, su idaresi hukuku artan bir çevre korumaya doğru kaymaktadır. Bunun gibi yönergeler iklim değişmesine yönelik seçenekleri daha da kısıtlamaktadır, ancak eğer bu hareket, sürdürülebilir su yönetimine karşı artan bir ilgiyi işaret ederse (bunun tanımlanması ne olursa olsun), iklim değişmesine uyumlu olma fırsatları artmış bulunmaktadır. <LI>Ülkelerin zenginliği (yani, doğal kaynaklar ve ekosistemleri), insan kaynaklı sermaye (özellikle su idare ve kontrol sistemleri) ve insan sermayesi (vasıflı personel dahil), uyuma para tahsis etme kabiliyetini tayin eden unsurlar: Ülkenin içindeki nüfus grupları ve bölgeler arasında ve ülkeler arasında zenginliğin havale etme kabiliyeti ve gönüllülüğü buna dahil olmalıdır. Bu faktör, daha yoksul ülkelerde iklim değişmesine adaptasyonu kısıtlayan en önemli etkendir. <LI>Teknolojinin gelişmişliği, yaygınlaşmasını (veya tekelleşmesini) özendiren çerçeve, özellikle kuraklığa ve tuza dirençli bitki türlerinin bio-mühendislik yoluyla yaratılması ve deniz suyunun&nbsp; tuzsuzlaştırılmasına yönelik teknikler. <LI>İnsan nüfüsunun, ağır iklimsel olaylara veya iklim değişmesine intikal olarak ikamet veya işyerlerini değiştirme kabiliyeti: Bu unsur, sahil veya ada bölgelerinde büyük öneme sahiptir. Ancak nüfus hareketliliği, nüfus artışları tarafından engellenmektedir, özellikle dünyanın tropik adalarında ortaya çıkar. <LI>İklim değişmesinin hızı, toplumların uyum ve su idaresi uygulama kabiliyetlerini tayin eden&nbsp; hayati bir unsurdur. Değişmenin hızı ve birikmiş büyüklüğü, doğrusal olmayan biçimlerde topluma olan tesirini etkilemektedir. (Howe ve diğerleri, 1990; National Research Council, 1992). <LI>Söz konusu intikalde, yönetim düzenlemelerinin karmaşıklığı da bir etken olabilir. Prensip olarak, su idaresinde rol oynayan ne kadar az kurum varsa, bir uyum stratejisinin uygulanması o kadar kolay olacaktır. Ancak, idarelerin kurumsal yapıları da çok önemlidir. Eğer rol oynayan tarafların sayısı çoksa (belki istekleri veya şartları, yönetim hedefleri ve algıları çelişkili olabilir) ve her&nbsp; tarafın, su sisteminin bir kısmının üzerinde yetki hakları varsa, değişen durumlara uyumlu olmak daha da zorlaşır. Bazı oturmuş altyapı sistemlerinde, su kaynak sistemlerinin esnekliğini arttırmak için kurumsal değişiklik yoluyla da önemli fırsatlar elde edildiğine dair kanıtlar mevcuttur (Hansler ve Major, 1999). <LI>Su yöneticilerinin, günümüzün kaynaklarını değerlendirme ve geleceğin kaynaklarını tahmin etme kabiliyeti: Bu, gelecekte mümkün olan şartların değerlendirilmesi için verilerin devamlı toplanmasını ve hidrolojik modelleri içeren senaryoları kullanma yeteneğini de gerektirmektedir.</LI></OL><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Uyumun gerçekleşip gerçekleşmemesi büyük ölçüde aşırı iklim olaylarına bağlıdır. Bunun gibi olaylar yönetim tarzında değişiklikleri tetikleyip, iki rolü de oynayabilmektedir. Birincisi,&nbsp; mevcut su yönetim sistemindeki zaafları gösterir; ikincisi, karar verenlerde iklim değişme ihtimali konusundaki algı yeteneğini de arttırır.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr"><strong>SU SEKTÖRÜNDE İKLİM DEĞİŞMESİNE UYUM</strong></DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Su yöneticileri, gelecekte meydana gelebilecek iklim değişmesinin benzeri değişik durumlara uymaya alışıktır. Bununla ilgili geniş bir&nbsp; uyum seçenek yelpazesi geliştirilmiştir. Arza bağlı seçenekler, su yöneticilerinin daha iyi bildikleri bir yaklaşımdır. Ancak talebe bağlı seçenekler de gittikçe daha yaygın bir şekilde uygulanmaktadır. Su yönetimi, sürekli evrim geçiren bir olgudur ve bu evrim, uygulamada iklim değişmesinin tesirini etkileyecektir. Yukarıda belirtilen nedenlerle,&nbsp; iklim değişmesi, özellikle belirsizlikleri su planlamasına dahil etme konusunda daha az tecrübeye sahip olan ülkelerde var olan su yönetim uygulamaları için zorluk çıkaran bir unsurdur. Genel sorun, iklim değişmesini, su planlamasında geleneksel olarak ele alınmış belirsizliklere dahil etmekten ortaya çıkmaktadır. </DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Entegre Su Kaynağı Yönetimi (ESKY) (Bogardi ve Nachtnebel, 1994; Kindler, 2000), değişen ve birbirleriyle rekabat eden taleplere sahip olan bir ortamda en iyi su kaynağı yönetim şekli olarak görünmektedir. ESKY, bütün arza ve talebe bağlı hareketlerin spesifik bir şekilde değerlendirilmesi, bütün rol oynayan kurum/kuruluşları karar verme sürecine dahil etmesi, su kaynağı durumunun sürekli izlenmesi ve gözden geçirilmesi gibi üç ana unsurdan oluşmaktadır. İklim değişmesi meydana gelmezse, ESKY etkili bir yaklaşımdır. Onun uygulanması için pek çok geçerli sebep mevcuttur. Entegre Su Kaynağı&nbsp; Yönetimi&#8217;nin benimsenmesi, su yöneticilerinin iklim değişmesine adapte olmasında büyük katkılar sağlayacaktır. Sonunda dikkat edilmesi gereken üç nokta mevcut:-</DIV><OL style="MARGIN-TOP: 0cm" ="1"><LI>&#8220;Memba&#8221; tarafında yapılan bir uyumun sonuçları, &#8220;mansap&#8221; tarafında meydana gelebilir. Başka bir deyişle, iklim değişmesinin bir kullanıcının üzerindeki etkisi, başka kullanıcıların iklim değişmesine verdikleri intikale bağlı olabilmektedir. Bu olgu, havza çapında yönetim ihtiyacının altını çizmektedir. <LI>Bu bölümde yönetimi olan su sistemleri vurgulanmıştır. Pek çok ülkede, özellikle gelişmekte olan ülkelerin kırsal bölgelerinde, su temini "hane düzeyinde" yönetilmektedir. Önemli alt yapı yatırımları yapılması uzak bir ihtimal olan bunun gibi durumlarda da iklim değişmesinin sonuçlarını değerlendirmek gerekmektedir. <LI>Su sektörünün zedelenebilirliğini azaltmak için iklim değişmesine alınan uyum önlemlerine, yalnız su yöneticilerini dahil etmemelidir. Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanan su sorununun (hem kuraklık, hem sel olarak) toplumsal yanları, geniş bir baskılar yelpazesini yansıtmaktadır. Bu baskıların büyük bir bölümü, su yöneticilerinin sorumluluk alanının dışında kalmaktadır. İklim değişmesinden kaynaklanan sel ve kuraklık olaylarına karşı olan mevcut hassasiyetin azalması, imar ve planlama kontrolü, potansiyel afet bölgelerinin sürekli iskan sağlanmasına&nbsp; (afetten sonra bile) ve gelir arttırımına yönelik mali teşvikler (örneğin sübvanse edilen sigorta veya hükümet tarafından sağlanan afet fonları) gibi meselelere yönelik kararların verilmesini gerektirecektir.</LI></OL><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr"><strong>TEŞEKKÜR</strong></DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Birleşmiş Milletler ve Dünya Meteoroloji Teşkilatı tarafından ortaklaşa kurulmuş IPCC (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) tarafından hazırlanmış olan yazının Türkçe'leştirilmesine katkısı dolayısı ile İSKİ Genel Müdürü Dursun Ali Codur'a burada teşekkürlerimi sunarım.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr"><strong>KAYNAKLAR</strong></DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">Amadore, L., W.C. Bolhofer, R.V. Cruz, R.B. Feir, C.A. Freysinger, S. Guill, K.F. Jalal, A. Iglesias, A. Jose, S. Leatherman, S. Lenhart, S.Mukherjee, J.B. Smith, and J. Wisniewski, 1996. Climate change vulnerability and adaptation in Asia and the Pacific: workshop summary. Water, Air, and Soil Pollution, 92, 1&#8211;12.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">Arnell, N.W., B.C. Bates, H. Lang, J.J. Magnuson, and P. Mulholland, 1996: Hydrology and freshwater ecology. In: Climate Change 1995: Impacts, Adaptations, and Mitigation of Climate Change: Scientific-Technical Analyses. Contribution of Working Group II to the Second Assessment Report of the Intergovernmental Panel on Climate Change &#091;Watson, R.T., M.C. Zinyowera, and R.H. Moss (eds.)&#093;. Cambridge University Press, Cambridge, United Kingdom and New York, NY, USA, pp. 325&#8211;363.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">AWWA, 1997: Climate change and water resources. Journal of the American Water Works Association, 89, 107&#8211;110.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">Bogardi, J.J. and H.-P. Nachtnebel (eds.), 1994: Multicriteria Decision Analysis in Water Resources Management. International Hydrological Programme, UNESCO, Paris, France.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">Falkenmark, M. and G. Lindh, 1976: Water for a Starving World. Westview Press, Boulder, CO, USA.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">Gleick, P.H. and E.L. Chalecki, 1999: The impacts of climatic changes for water resources of the Colorado and Sacramento-San Jaoquin River Basins. Journal of the American Water Resources Association, 35, 1429&#8211;1441.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">Hanratty, M.P. and H.G. Stefan, 1998: Simulating climate change effects in a Minnesota agricultural watershed. Journal of Environmental Quality, 27, 1524&#8211;1532.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">Hansler, G. and D.C. Major, 1999: Climate change and the water supply systems of New York City and the Delaware Basin: planning and action considerations for water managers. In: Proceedings of the Specialty Conference on Potential Consequences of Climate Variability and Change to Water Resources of the United States &#091;Briane Adams, D. (ed.)&#093;. American Water Resources Association, Herndon, VA, USA, pp. 327&#8211;330.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">Hennessy, R.J., J.M. Gregory, and J.F.B. Mitchell, 1997: Changes in daily precipitation under enhanced greenhouse conditions. Climate Dynamics, 13, 667&#8211;680.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">Hulme, M. and G. Jenkins, 1998: Climate Change Scenarios for the United Kingdom: Scientific Report. UKCIP Technical Report No. 1. Climatic Research Unit, University of East Anglia, Norwich, United Kingdom, 80 pp.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">Jeton, A.E., M.D. Dettinger, and J. LaRue Smith, 1996: Potential effects of climate change on streamflow, eastern and western slopes of the Sierra Nevada, California and Nevada. U.S. Geological Survey, Water Resources Investigations Report, 95-4260, 44 pp.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">Kaczmarek, Z., J. Napiórkowski, and K. Strzepek, 1996: Climate change impacts on the water supply system in the Warta River catchment, Poland. International Journal of Water Resources Development, 12, 165&#8211;180.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">Kindler, J., 2000: Integrated water resources management: the meanders. Water International, 25, 312&#8211;319.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">Kömeşçu, A.U., A. Erkan, and S. Oz, 1998: Possible impacts of climate change on soil moisture availability in the Southeast Anatolia Development Project Region (GAP): an analysis from an agricultural drought perspective. Climatic Change, 40, 519&#8211;545.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">Krasovskaia, I., 1995: Quantification of the stability of river flow regimes. Hydrological Sciences Journal, 40, 587&#8211;598.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">Major, D.C., 1998: Climate change and water resources: the role of risk management methods. Water Resources Update, 112, 47&#8211;50.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">Matalas, N.C., 1997: Stochastic hydrology in the context of climate change. Climatic Change, 37, 89&#8211;101.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">McGuffie, K., A. Henderson-Sellers, N. Holbrook, Z. Kothavala, O. Balachova, and J. Hoekstra, 1999: Assessing simulations of daily temperature and precipitation variability with global climate models for present and enhanced greenhouse climates. International Journal of Climatology, 19, 1&#8211;26.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">Meehl, G.A. and W.M. Washington, 1996: El Niño-like climate change in a model with increased atmospheric CO<SUB>2</SUB> concentrations. Nature, 382, 56&#8211;60.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">Miller, K.A., S.L. Rhodes, and L.J. MacDonnell, 1997: Water allocation in a changing climate: institutions and adaptation. Climatic Change, 35, 157&#8211;177.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">Moglen, G.E., E.A.B. Eltahir, and R.L. Bras, 1998: On the sensitivity of drainage density to climate change. Water Resources Research, 34, 855&#8211;862.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">Nash, L.L. and P.H. Gleick, 1993: The Colorado River Basin and Climatic Change: The Sensitivity of Streamflow and Water Supply to Variations in Temperature and Precipitation. EPA230-R-93-009, U.S. Environmental Protection Agency, Washington, DC, USA, 121 pp.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">OECD, 1985: Gestion des Projets D&#8217;Amenagement des Eaux. Organisation de Cooperation et de Developpment Economiques, Paris, France.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">Orlob, G.T., G.K. Meyer, L. Somlyody, D. Jurak, and K. Szesztay, 1996: Impact of climate change on water quality. In: Water Resources Management in the Face of Climatic/Hydrologic Uncertainties &#091;Kaczmarek, Z., K. Strzepek, and L. Somlyody (eds.)&#093;. Kluwer Academic Publishers, Dordrecht, The Netherlands, pp. 70&#8211;105.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">Pilgrim, J.M., X. Fang, and H.G. Stefan, 1998: Stream temperature correlations with air temperatures in Minnesota: implications for climate warming. Journal of the American Water Resources Association, 34, 1109&#8211;1121.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">Reynard, N.S., C. Prudhomme, and S.M. Crooks, 1998: The potential impacts of climate change on the flood characteristics of a large catchment in the UK. In: Proceedings of the Second International Conference on Climate and Water, Espoo, Finland, August 1998. Helsinki University of Technology, Helsinki, Finland, pp. 320&#8211;332.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">Risby, J.S. and D. Entekhabi, 1996: Observed Sacremento Basin streamflow response to precipitation and temperature changes and its relevance to climate impact studies. Journal of Hydrology, 184, 209&#8211;223.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">Shiklomanov, I.A., 1998: Asssessment of water resources and water availability in the world. Background Report for the Comprehensive Assessment of the Freshwater Resources of the World. Stockholm Environment Institute, Stockholm, Sweden, 88 pp.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">Stakhiv, E.Z., 1998: Policy implications of climate change impacts on water resources management. Water Policy, 1, 159&#8211;175.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">Subak, S., 2000: Climate change adaptation in the U.K. water industry: managers&#8217; perceptions of past variability and future scenarios. Water Resources Management, 14, 137&#8211;156.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">White, A.F. and A.E. Blum, 1995: Effects of climate on chemical weathering in watersheds. Geochimica et Cosmochimica Acta, 59, 1729&#8211;1747.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">WMO, 1997: Comprehensive Assessment of the Freshwater Resources of the World. World Meteorological Organisation, Geneva, Switzerland, 34 pp.</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; TEXT-KASHIDA: 0%; TEXT-INDENT: -36pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;</DIV><DIV style="TEXT-JUSTIFY: kashida; TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-KASHIDA: 0%; DIRECTI&#079;N: ltr">&nbsp;KAYNAK : SU VAKFI&nbsp;</DIV><span style="font-size:10px"><br /><br />Düzenleyen admin - 05.Ocak.2010 Saat 14:43</span>]]>
   </description>
   <pubDate>Tue, 05 Jan 2010 14:40:56 +0000</pubDate>
   <guid isPermaLink="true">http://www.kureselisinma.org/forum_posts.asp?TID=225&amp;PID=227#227</guid>
  </item> 
  <item>
   <title>Yurttan Haberler : Bor ile %50 yakıt tasarrufu</title>
   <link>http://www.kureselisinma.org/forum_posts.asp?TID=224&amp;PID=226#226</link>
   <description>
    <![CDATA[<strong>Yazar:</strong> <a href="http://www.kureselisinma.org/member_profile.asp?PF=1" rel="nofollow">admin</a><br /><strong>Konu:</strong> Bor ile %50 yakıt tasarrufu<br /><strong>Gönderim Zamanı:</strong> 31.Aralık.2009 Saat 16:45<br /><br /><P><strong><FONT size=3>Yakıt tasarrufuyla ilgili herşeyi unutun!</FONT></strong><BR>Üretilen yakıt katkısı ile yüzde 50 oranında yakıttan tasarruf elde ediliyor. Üstelik çevreci ve motoru temizliyor<BR><img src="http://www.enginefactory.com/images/turn_key_engines.jpg" height="415" width="412" border="0" /></P><DIV>Bor rezervleri açısından zengin olan ülkemizde yeni yılla beraber gelen akaryakıt zamları tüketicileri üzdü. Bor dünyada da artık büyük ilgi görür hale geldi. Ancak ülkemizde rezervlerin yoğun olmasına rağmen borun kullanımı oldukça az. NNT Nanoteknoloji şirketi, ilk önce motor yağ katkısıyla yapmış olduğu yakıt azaltma, motor ömrünü uzatma, sessiz motor çalışması, motor yağ ömrünün 2 kata kadar artması gibi çalışmalarına son olarak yakıt katkısıda ekledi. Yakıt katkısı ile yakıt ekonomisinden maksimum düzeyde tasarruf sağlanıyor.</DIV><P>Uzun çalışmalar sonucunda ortaya çıkan NanoFuel, benzinli veya dizel araçların yakıt depolarına konularak kullanılıyor. Dolu depoya konulan NanoFuel aracın fazladan 300-350 km daha fazla yol gitmesini sağlıyor. NNT şirketi Genel Müdürü Mehmet Can Arvas, 20 yıla yakın bir süredir bu projenin üzerinde çalıştıklarını ve artık sonuca ulaştıklarını söyledi. Arvas, bor yakıtının uzay araçlarında kullanıldığını ve yanmasının çok yüksek olduğunu sözlerine ekledi. Arvas, yakın gelecekte otomotiv şirketlerinin petrolün alternatifi olarak bor yakıtı ile çalışan otomobiller üreteceğini bunun için otomotiv firmalarının LPG kiti gibi işleyen bir sistemi araçlara monte ederek yakıt olarak borun kullanılmasını sağlayacaklarını açıkladı.</P><P>NNT Nanoteknoloji şirketinin yaptığı testte kullandığı otomobilin 100 km fabrika yakıt verisi 12 litre. İstanbul ile Kırklareli (220 km) arasında gerçekleştirilen yakıt testinde aracın deposu tamamen dolduruldu. NanoFuel yakıt katkısı da yakıt deposuna konuldu ve İstanbul'dan yola çıkıldı. Testin sonunda aracın deposu tekrar doldurulduğunda 24 litre yakıt alması gerekirken yüzde NanoFuel ile 50 tasarruf sağlayarak 220 kilometrelik yolda 12 litre yakıt aldı. </P><P>Arvas, üretilen üründen 1 adet depoya konulduğunda 2 depoda da etkili olduğunu ve NNT şirketi tarafından özel bir formül ile geliştirildiğini söyledi. Üretilen formül sayesinde Nanofuel depo ve yanma odasına diziliyor. Bu sayede NanoFuel 2 depo boyunca etkili oluyor. Arvas, ürünün enjektörleri&nbsp; temizleyici özelliğinin olduğu ve egzos emisyonunda düşüş meydana getirdiğini de sözlerine ekledi.</P><P>Arvas, bor maddesinin tamamen doğal olduğunu, çevrede rahatlıkla çözülebildiğini ve Almanya'nın Bavyera eyaletinde bor ürünlerinin otomobillerde zorunlu olarak kullanılmasını gerektiren kararın eyalet meclisine gönderildiğini söyledi. Kararın çıkması halinde her arabanın bor ürünü kullanması gerektiğini ve bunu belirten bir hologramın camına yapıştırması gerektiğini de sözlerine ekledi.</P><P>Dünya çapında ihracat yaptıklarını söyleyen Arvas, özellikle Avrupa ülkelerinden yoğun bir talep olduğunu söyledi. ABD Başkanı Obama'nın kardeşi ile Kenya pazarına da giren NNT Nanoteknoloji Genel Müdür Arvas, borun milli servet olduğunu ve bunun iyi geliştirilip kullanılması gerektiğini vurguladı. Dünya petrol rezervlerinin azalmasıyla beraber borun daha da değerleneceğini ve ülkemizin daha da gelişeceğini, halkın milli bir refaha ulaşacağını söyledi. </P><a href="mailto:buraktasci@haberturk.com" target="_blank"><DIV><a href="mailto:buraktasci@haberturk.com" target="_blank">buraktasci@haberturk.com</A></A></DIV><DIV>Kaynak :31 Aralık 2009 Perşembe, 15:55<BR>BURAK TAŞÇI - HABERTURK.COM EKONOMİ SERVİSİ</DIV><DIV><a href="http://www.haberturk.com" target="_blank">http://www.haberturk.com</A></DIV><DIV>&nbsp;</DIV>]]>
   </description>
   <pubDate>Thu, 31 Dec 2009 16:45:37 +0000</pubDate>
   <guid isPermaLink="true">http://www.kureselisinma.org/forum_posts.asp?TID=224&amp;PID=226#226</guid>
  </item> 
  <item>
   <title>For Kids : What is climate change?</title>
   <link>http://www.kureselisinma.org/forum_posts.asp?TID=223&amp;PID=225#225</link>
   <description>
    <![CDATA[<strong>Yazar:</strong> <a href="http://www.kureselisinma.org/member_profile.asp?PF=1" rel="nofollow">admin</a><br /><strong>Konu:</strong> What is climate change?<br /><strong>Gönderim Zamanı:</strong> 29.Aralık.2009 Saat 09:03<br /><br /><P><FONT color=#00cc00 size=4><strong>What is climate change?</strong></FONT><BR>People talk a lot about the weather, which is not surprising when you consider the impact it has on our mood, on how we dress and on what we eat. 'Climate' however is not the same as the weather. It is the average pattern of weather for a particular region over a long period of time.</P><P>The climate has and will always vary for natural reasons. Natural causes of this include fractional changes in solar radiation, volcanic eruptions that can shroud the Earth in dust which reflects the heat from the sun back into space, and natural fluctuations in the climate system itself.</P><P>However, natural causes can explain only a small part of this warming. The overwhelming majority of scientists agree that it is due to rising concentrations of heat-trapping greenhouse gases in the atmosphere caused by human activities.</P><P><strong><FONT size=3>Understanding Climate Change</FONT></strong><BR>Energy from the sun warms the earth's surface and, as the temperature increases, heat is radiated back into the atmosphere as infra-red energy. Some of the energy is absorbed within the atmosphere by 'greenhouse gases'.</P><DIV><a href="http://ec.europa.eu/envir&#111;nment/climat/campaign/pdf/gases_en.pdf" target="_blank">http://ec.europa.eu/environment/climat/campaign/pdf/gases_en.pdf</A></DIV><P>The atmosphere acts in a similar way to the walls of a greenhouse, letting in the visible light and absorbing the outgoing infra-red energy, keeping it warm inside. This natural process is called the "greenhouse effect." Without it, the global average temperature on earth would be -18°C, whereas at the moment it is +15°C.</P><P>However, human activities are adding greenhouse gases, particularly carbon dioxide, methane and nitrous oxide, to the atmosphere, which are enhancing the natural greenhouse effect and making the world warmer. This man-made extra warming is called the "enhanced" greenhouse effect.</P><DIV><FONT color=#0088ff><FONT color=#0066cc size=4 face=Arial><P align=left><strong>Measuring greenhouse gases</strong></FONT><BR></FONT><FONT color=#000000><strong>Concentrations of gases in the atmosphere can be expressed in parts per million (ppm) or billion<BR>(ppb). For ppm, this can be visualised as 1 cubic centimetre (cm3) of gas per cubic metre of air.<BR>1ppm also means that there is 1 molecule of the gas in question per 1,000,000 molecules of all<BR>gases present.<BR>However, some greenhouse gases are more effective at absorbing radiation than others because<BR>they absorb radiation at different wavelengths and some overlap with others. To account for the<BR>differences in absorption, the concept of global warming potential has been introduced in which<BR>all gases are compared with CO2, which has a global warming potential of 1. For example, over a<BR>period of 100 years the global warming potential of methane is 23 times that of CO2. Nitrous<BR>oxide is 296 times more efficient at absorption than CO2, and the global warming potential of SF6<BR>is more than 22,000 times larger than that of CO2.<BR>It is important that the global warming potential is set in relation to a time period since the<BR>atmospheric lifetime of greenhouses gases varies greatly. CO2 can stay in the atmosphere for 50-<BR>200 years depending on how it is recycled back to land or the oceans, methane has a lifetime in<BR>the atmosphere of 10 to 15 years, while some of the fluorinated greenhouse gases have lifetimes<BR>of several thousand years.<BR>Since the industrial revolution, the concentration of greenhouse gases in the atmosphere has<BR>risen by more than 50%, from 280 to 360ppm for CO2 alone. The increase of other greenhouse<BR>gas concentrations can be added to that, expressed as CO2 equivalents, reaching a current level<BR>of 425 parts per million CO2 equivalent.</strong></FONT><FONT color=#000000><FONT face="Arial, Helvetica, sans-serif"><FONT size=2><FONT size=2></P><DIV></FONT></FONT></FONT></FONT><FONT color=#0088ff face="Arial, Helvetica, sans-serif"><a href="http://ec.europa.eu/envir&#111;nment/climat/campaign/what/climatechange_en.htm" target="_blank">http://ec.europa.eu/environment/climat/campaign/what/climatechange_en.htm</A></FONT><a href="http://ec.europa.eu" target="_blank"></A></DIV></DIV><DIV><BR><FONT face="Arial, Helvetica, sans-serif">&nbsp;</FONT></DIV><span style="font-size:10px"><br /><br />Düzenleyen admin - 29.Aralık.2009 Saat 09:18</span>]]>
   </description>
   <pubDate>Tue, 29 Dec 2009 09:03:16 +0000</pubDate>
   <guid isPermaLink="true">http://www.kureselisinma.org/forum_posts.asp?TID=223&amp;PID=225#225</guid>
  </item> 
  <item>
   <title>&#199;evre Kirlili&#287;i : GÜRÜLTÜ VE SES KİRLİLİĞİ</title>
   <link>http://www.kureselisinma.org/forum_posts.asp?TID=222&amp;PID=224#224</link>
   <description>
    <![CDATA[<strong>Yazar:</strong> <a href="http://www.kureselisinma.org/member_profile.asp?PF=1" rel="nofollow">admin</a><br /><strong>Konu:</strong> GÜRÜLTÜ VE SES KİRLİLİĞİ<br /><strong>Gönderim Zamanı:</strong> 24.Aralık.2009 Saat 14:08<br /><br /><P style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" =Ms&#111;normal><B style="mso-bidi-font-weight: normal"><SPAN style="FONT-FAMILY: Verdana; COLOR: black; FONT-SIZE: 16pt">GÜRÜLTÜ VE SES KİRLİLİĞİ</SPAN></B><B style="mso-bidi-font-weight: normal"><SPAN style="FONT-FAMILY: Verdana; COLOR: black; FONT-SIZE: 14pt"><SPAN style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </SPAN></SPAN></B><SPAN style="FONT-FAMILY: Verdana; COLOR: black; FONT-SIZE: 9.5pt"><BR><img src="http://www.kureselisinma.org/uploads/1/krs.jpg" height="151" width="211" border="0" /><BR></SPAN><B style="mso-bidi-font-weight: normal"><SPAN style="FONT-FAMILY: Verdana; COLOR: black; FONT-SIZE: 11pt">Sanayileşme ve modern teknolojinin gelişmesiyle ortaya çıkan çevre sorunlarından biri de ses kirliliğidir. Gürültü de denilen ses kirliliği, istenmeyen ve dinleyene bir anlam ifade etmeyen sesler ya da insanı rahatsız eden düzensiz ve yüksek seslerdir. Ses kirliliğini yaratan önemli etmenler;<BR><BR>Sanayileşme <BR><BR>Plansız kentleşme <BR><BR>Hızlı nüfus artışı <BR><BR>Ekonomik yetersizlikler <BR><BR>İnsanlara, gürültü ve gürültünün yaratacağı sonuçları konusunda yeterli ve etkili eğitimin verilmemiş olmasıdır.<BR><BR>Ses kirliliği, insan üzerinde çok önemli olumsuz etkiler yaratır. Bu etkileri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.<BR><BR>İşitme sistemine etkileri: Ses kirliliği işitme sistemi üzerinde, geçici ve kalıcı etkiler olmak üzere iki çeşit etki yapar. Ses kirliliğinin geçici etkisi, duyma yorulması olarak da bilinen işitme duyarlılığındaki geçici kayıplar şeklinde olur. Duyma yorulması düzelmeden tekrar gürültüden etkilenilmesi ve etkileşmenin çok fazla olması durumunda işitme kaybı kalıcı olur.<BR><BR>Fizyolojik etkileri: İnsanlarda görülen stresin önemli bir kaynağı ses kirliliğidir. Ani olarak oluşan gürültü insanın kalp atışlarında (nabzında), kan basıncında (tansiyonunda), solunum hızında, metabolizmasında, görme olayında bozulmalar yaratır. Bunların sonucunda uykusuzluk, migren, ülser, kalp krizi gibi olumsuz durumlar ortaya çıkar. Ancak en önemli olumsuzluk kulakta yaptığı tahribattır.<BR><BR>Psikolojik etkileri: Belirli bir sınırı aşan gürültünün etkisinde kalan kişiler, sinirli, rahatsız ve tedirgin olmaktadır. Bu olumsuzluklar, gürültünün etkisi ortadan kalktıktan sonra da sürebilmektedir.<BR><BR>İş yapabilme yeteneğine etkileri: Özellikle beklenmeyen zamanlarda ortaya çıkan ses kirliliği, iş veriminin düşmesi, kendini işine verememe ve hareketlerin engellenmesi şeklinde performansı düşürücü etkiler yapar. Gürültünün öğrenmeyi ve sağlıklı düşünmeyi de engellediği deneylerle saptanmıştır.<?: prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><o:p></o:p></SPAN></B></P><P style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" =Ms&#111;normal><B style="mso-bidi-font-weight: normal"><SPAN style="FONT-FAMILY: Verdana; COLOR: black; FONT-SIZE: 11pt"><o:p>&nbsp;</o:p></SPAN></B></P><P style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" =Ms&#111;normal><B style="mso-bidi-font-weight: normal"><SPAN style="FONT-FAMILY: Verdana; COLOR: black; FONT-SIZE: 11pt"><BR><BR>Ülkemizde, insanları gürültünün zararlı etkilerinden korumak için gerekli önlemleri içeren ve çevre yasasına göre hazırlanmış olan "Gürültü kontrol yönetmeliği" uygulanmaktadır. Ancak yönetmeleğin hedeflerine ulaşabilmesi için insanların bu konuda eğitilmeleri ve bilinçlendirilmeleri gerekir.<BR><BR>Ses kirliliğinin saptanmasında ses şiddetini ölçmek için birim olarak desibel (dB) kullanılır. İnsan için 35-65 dB sesler normaldir. 65-90 dB sesler, sürekli işitildiğinde zarar verebilecek kadar risklidir. 90 dB'in üzerindeki sesler tehlikelidir.<BR><BR>Ses kirliliği aşağıdaki uygulamalarla önlenebilir:<BR><BR>Otomobil kullanımını azaltacak önlemler alınmalıdır. <BR><BR>Ev ve iş yerlerinde ses geçirmeyen camlar (ısıcam gibi) kullanılmalıdır. <BR><BR>Eğlence yerleri vb. ortamlarda yüksek sesle müzik çalınması engellenmelidir. <BR><BR>Gürültü yapan kuruluşlar, şehirlerin dışında kurulmalıdır.<o:p></o:p></SPAN></B></P><P style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" =Ms&#111;normal><SPAN style="FONT-SIZE: 9.5pt"><o:p><FONT face="Times New Roman">&nbsp;</FONT></o:p></SPAN></P>]]>
   </description>
   <pubDate>Thu, 24 Dec 2009 14:08:37 +0000</pubDate>
   <guid isPermaLink="true">http://www.kureselisinma.org/forum_posts.asp?TID=222&amp;PID=224#224</guid>
  </item> 
 </channel>
</rss>